BU SAYFAYI PAYLAŞIN! >>

Programı İnceleyin!

Kuantum mekaniğinin (Kopenhag yorumunun) ortaya çıkarttığı gibi, gerçeklik (ki, buna kader, ya da gelecek de diyebiliriz) ölçüm (bakış) tarafından meydana getirilmektedir!

Deneylerle kanıtlanan bu gerçeğe uzun yıllar nice saygın bilim adamı da kuşku duymuş, söz konusu araştırmaları yapan parçacık fizikçileri kendi bulgularına inanamamış, sonuçlar defalarca doğrulandıktan sonra bu akıl almaz durumu şaşkınlık içinde kabul etmekten başka yol olmadığını görmüşlerdir.

Peki, bakışa bağlı gerçeklik nasıl oluşmaktadır?

Bu sorunun cevabını verebilmek adına bazı modeller geliştirilse de, kesin bir yanıt hala bulunamamıştır. Modellerin kimi Paralel Evrenler gerçeğine gönderme yapar1; bazı bilim adamları (örneğin Wigner ve Stapp2) "Gerçekliği meydana getiren bilinçtir" düşüncesini savunur. Ancak bunlardan hangi model gerçeği yansıtsa da, sonuçta -neredeyse tümü- kaderin oluşumunun genelde rastlantısal olduğu temelindedir.

Maji ise kuantum evreninde kişi tarafından, ama rastlantısal şekilde oluşan gerçekliği iradi olarak arzular yönünde var etme metodudur.

Gerçekliğin nasıl oluştuğunu biliyorsak, bunu yönetmek de mümkün olmalıdır. Zaten binyıllar boyunca insanlar bu sonucu yaratmak için çabalamışlar; ama bilimsel verilere sahip olamadıkları için metotlarını rafine edememişlerdir. Milenyumun ilk yıllarında, çağdaş bilimin son elli yılda elde ettiği akıl almaz buluşlarla aynı dönemde (Kova Burcu Çağı'nda) yaşama ayrıcalığına sahip insanların bu şansı güçlü biçimde yakalayabilecekleri ise ortadadır.

İşte tüm bu gerçekler yüzünden “Maji artık bilimdir”.

Maji, kuantum uzayında insan bilinci tarafından, ama bilinçsizce var edilen gerçekliği arzular yönünde var etmekten başka bir şey olmadığına göre, büyücülük de gizemcilikle fazla ilgisi bulunmayan bir alan demektir.

Gündelik (anlık) şekilde gelişen, kendi kendine işleyen bir sistemin devresine girip, onu istek doğrultusunda çalıştırma çabasını dileyen "büyücülük" şeklinde isimlendirebilir. Bu sonucu var etmek adına kullanılan aracılara (ki, bunlar da bu yazının yazarları ve okurları gibi sadece vibrasyon frekansıdırlar) spiritler, antiteler, cinler vb. adlarını vererek ortamı bir melodrama çevirebilir. Ancak senaristlerin ve oyuncuların ismi ne olursa olsun, hangi oyun sahnelenirse sahnelensin, ne çeşit dekorlar/aracılar/metotlar kullanılırsa kullanılsın, oyunun yönetmeni de, yapımcısı da hala aynıdır: O da beyindir.

Bu yüzden eğitimin ilk döneminde beyin ve beynin gerçekliği meydana getirmek adına etkileşim içine girdiği ortam -kuantum uzayı ve mekaniği- anlatılmaktadır. Söz konusu bilgiler bilim dünyasından olmayan kişilerin anlayabileceği, hatta ilginç bulacağı şekilde, ortama ezoterizm aspektinden bakarak hazırlanmıştır. Sözün özü ilk bölüm -gerçekliği iradi biçimde oluşturma çabasının ana argümanı- beyin ve beynin işlevsel olacağı ortam hakkındadır.

İkinci dönemde, ilk dönemde oluşturulan altyapı ezoterik bilgilerle zenginleştirilmektedir.

“Ezoterik bilgiler” başlığında aktarılan derslerdeki bilgiler tarafımızdan özenle seçilmiştir. Anlamsız, açıklamasız, mantıksız, Orta Çağ zihniyetine uygun hiçbir okültik veri eğitimde yer almamakta, bilgilerin nedenselliğinin anlatılmasına hassasiyet gösterilmektedir.

Üçüncü dönem ise iki ay boyunca aktarılan bilgilerin pratik şekilde -adım adım- hayata geçirilmesine dayanmaktadır.

Tüm eğitim boyunca majinin işleyiş denklemleri kadar, etik değerlerini açıklamaya da önem verilmekte; bilinçli, ya da bilinçsizce yapılabilecek amoral davranışlara uygulanan tanrısal (ya da evrensel, fiziksel, kendiliğinden gelişen) yaptırımlar ve diğer insanların alanlarına girmenin yaratacağı zararlar da anlatılmaktadır.

Eğitimin yansıtacağı en önemli bilgi belki de majinin “beyin elektriğinin iyileştirilmesi” amacı ile kullanılırsa kutsal bir aracı sayılabileceğidir: En başta söylediğimiz gibi, gerçekliği yaratan sadece beyin elektriği olduğu için, beyin vibrasyon frekanslarını pozitive eden insanların makrokozmosta cenneti yaşayabilecekleri bile düşünülebilir. Ayrıca eğer bilinçli bir tanrı (yaratıcı) varsa (ki, bizler olduğuna inanmaktayız), pozitif enerjinin mutlak kaynağı, çıkış noktası ve kendisi olmalıdır. Bu yüzden maji ile beyine pozitif enerji celb etme amacı, tanrı ile bütünleşme çabası anlamındadır.

Doğaldır ki herkes tanrının varlığına inanmak zorunda değildir. Ancak inanç bulunsa da, bulunmasa da; majikal metotlarla pozitif enerji celp etme amacına ulaşıldığında kazançlar daima, aynı ölçüde benzersiz olacaktır.

1 Amerikalı fizikçi Hugh Everett'in Many-Worlds Interpration Çoklu Dünyalar Yorumu.
2 Eugene Wigner; 1963 Nobel Fizik Ödülü sahibi Macar asıllı teorik fizikçi, matematikçi, mühendis. Henry Stapp; Amerikalı teorik fizikçi.


722 Sistemi - Adept Majisyen eğitim programını inceleyin!



ANA SAYFA    |    Sorular    |    Astroloji    |    Kuantum    |    Ezoterizm    |    Filmlerimiz    |    İletişim


Dizayn: JANUS722.com    |    © 2015 -