722 Sistemi Majikal Eğitim
Pozitif Enerji Eğitimi
Astroloji Eğitimi
DANIŞMANLIK
SİTEYE ÜYE OLUN
Güncellemeleri hemen haber alın,
üyelere özel sayfalara girin.
ÜYE GİRİŞİ

BU SAYFAYI PAYLAŞIN! >>

Majikal Eğitim Alın | Eğitimin Programını İnceleyin

JANUS'A SORUNUZU İLETİN!

KUANTUM

SORULAR ANA SAYFA | Maji | Astroloji | Fal / Tarot | Kuantum | Ezoterizm | Müslümanlık | Pozitif/Negatif Enerji | Reenkarnasyon/Ölüm Ötesi
İlişkiler | Özel İlişkiler | İş Hayatı | Janus

TÜM KUANTUM SORULARI
18 Eylül 2019
Tanri nedir ve gerçekten var mi?

Merhaba Janus, tanrinin senin için ne ifade ettigini merak ediyorum.

YANIT

En sonunda bir tepki!1 Yani beklediğim soru sonunda soruldu! :)

Önce vurucu cümlemi fırlatayım: "Tanrının varlığına ve iyiliğine din adamlarının sözleri ile ikna olmayan nice kişi, parçacık fizikçileri ve teorik fizikçilerin raporları aracılığı ile giderek inanmaya başlayacak olabilir!"

Ardından -bu konuya az sonra dönme sözü vererek- biraz romantik takılayım ve tanrıyı her düşündüğümde yüzüme anında yayılan mutluluk tebessümü ile tanrının BENİM İÇİN ne ifade ettiğinden söz edeyim: O; dert ortağım, en yakın arkadaşım, ailem, koruyucum, hocam, desteğim, koltuk değneğim, yeri gelince annem, yeri gelince babam…

Mutluluk kaynağım.

Zor anlarda sığındığım rahim.

Keyfim yerinde iken içinde coştuğum balo salonu.

Daha çok uzatabileceğim bu tanımlar silsilesi ise aslında bana özel değildir. Tanrı aslında herkes için bu şekilde tanımlanabilecek bir kavramdır.

Ancak herkesin tanrıyı bu şekilde yorumlaması gerekmez de, beklenemez de... Genetik yapıdan, içinde yaşanan kültür ve inanca dek değişik kalemlerin yer aldığı bir spektrumda oluşan yapı, yani kimlik, söz ettiğim yorumu algılayamayabilir.

Peki bu yorumu algılamazsa, yani basit bir söyleyişle kişi inançsız olursa ne olur?

Çok fazla da bir şey olmaz.

Hayır; bana göre o kişi ölüm ötesinde cehenneme gitmez… ama dalga fonksiyonuna geçtiğimizde (parçacık yapımızı kaybettiğimizde, yani öldüğümüzde), olumsuz alanlara (örneğin bir daha bu dünyaya) çekilme olasılığını arttıracak olabilir. İnanca göre "cennete gitme", ya da "pozitif alanlarla senkronizasyon", pozitif beyin elektriği sonucu gerçekleşen bir sonuçtur. Pozitif beyin elektriği mutlu insanda bulunur. (Mutlu insan acı>korku>öfke üçlemesini minimize edebilmiş kişidir.)

Ve işin en önemli kısmı: DİNSEL İMANIN (tanrıya inancın) SEROTONİN SALGILATTIĞI BİLİM TARAFINDAN KANITLANMIŞTIR. (Konu hakkında detaylı bilgi için dileyen SEROTONİN, İNANÇ ve MUTLULUK adlı yazıma göz atabilir.)

Yani bilinçli bir yaratıcının varlığına inananlar daha mutlu kişiler olacaklar;
daha mutlu kişiler oldukları için daha fazla PE celp edecekler;
daha fazla PE celp edecekleri için ölüm ötesinde keyifli alanlarla senkronize olma şansını yükselteceklerdir.

“Tanrı var mıdır?” şeklindeki soruyu ise çok kişi “Bu soruya kimse kesin yanıt veremez” biçimde cevaplar.

Bu sözler gerçeği mi ifade ederler?

Belki…

Ancak eğer bilgi havuzumuzda birbirinden farklı (hatta zıt yapılı) ortamlardan benzer söylemler birikmişse (basitçe, farklı alanlardan aynı bilgi gelmişse), bu bilgilerin sentezinin gerçeği yansıttığı şeklindeki düşünce ciddi bir değer ve önem kazanır. Bilgi havuzunda ise bilim ve din tarafından aktarılan veriler giderek ortak paydada buluşmaktadırlar… ki, bu ilginç durum, tanrının (ya da insanlara -onların beyin yapılarının kavrayamayacağı ölçüde dost ve yardıma hazır; bu yüzden de "pozitif" sözcükleri ile nitelenebilecek bir şeyin) var olduğu konusunda önemli bir kanıt sayılabilir.

Dinsel ortamda tanrının varlığı kesinlikle deklare edilir. Bu deklarasyona yüzyıllarca bilim karşı çıkmış ve yıkıcı söylemler geliştirmiştir.

Oysa kuantum mekaniğinden sonra bilim, artık eski bilim değildir.

Kuantum mekaniğinin önde gelen dahi bilim adamları tanrının varlığını dolaylı olarak ifade etmektedirler. (Bu çarpıcı bilgiler çok yenidir; öyle ki, söz konusu bilim adamlarının çoğu hayattadır ve onlarla aynı dönemde yaşama şansını taşımaktayız!) Bohm’un Implicate Order’ı; Sir ünvanlı İngiliz fizikçi Roger Penrose’un “non-computable influence in spacetime geometry”si, Stuart Hameroff’un “The level, contained mathematical truth, as well as Platonic values”u bence tanrının varlığının bilimce kabullenilmesinin ilk adımlarıdır. Bilim adamları evrenin derinlerinde, bilinmeyen bir kuantum düzeyinde “saf biçim ve gerçek”in (pure form and truth arise from information intrinsically encoded in the universe) olduğunu öne sürmektedirler.2

Bizim teoriye göre bu gizli bölgeye BİZLERİN (makrokozmos varlıklarının) ulaşamama (ondan ayrı kalma) nedenimiz bölünmüş evrende olmamızdır. Bu söylem dinsel ortamda “İnsanın cennetten kovulması”; standart bilimde Big Bang şeklinde ifade edilmektedir.

Peki artık giderek bilimce de kabul görmeye başlayan ve saf “iyilik” olarak ifade edilecek o şey bilinçli midir, yoksa bir fizik alan mıdır?

İşte bu konuda henüz elimizde bir veri yoktur ve bundan sonrası kişisel imana (seçime) dayalıdır.

Şahsi görüşüm, söz konusu yapının bilinçli olduğu yönündedir. Bu görüşümün nedeni ise aramızdaki iletişimdir. Yani ona benzedikçe aldığım yanıtların fazlalaşması ve çözümleyicilik katsayılarının artması, bana ondan yanıt geldiğini ve bu yüzden bilinçli olduğunu düşündürmektedir (beni buna inandırmaktadır). Ancak aldığım yanıtlar sadece belli fiziksel kuantum alanlarına senkronizasyon ile oluşan rezonans sonucu meydana gelmiş olabilir de…

Bazı bilim adamlarının (örneğin Orch OR kuantum yorumunun yaratıcısı Stuart Hameroff’un) sözlerinin benim “hissiyatıma” paralel olmaları kadar, içerikleri de, üzerinde durulması gerekli görüşlerdir.

Örneğin Hamerof, 2012 yılında Tom Huston’a verdiği röportajda şöyle konuşmaktadır:
“Eşevresizlik ile ölçüm engellendiğinde ve OR bilinç eşiğine ulaşıldığında, Penrose, belli durumlar hakkındaki seçimlerin
-yaptığımız bilinçli seçimlerin ya da deneyimlediğimiz algıların- uzayzaman geometrisine embed olan Platonik değerlerce etkilendiğini ya da bunlar tarafından yönetildiğini düşünmektedir. Penrose bu etkiyi noncomputable olarak ifade etmektedir; çünkü bu Platonik etkiler sistemin dışındadır, evren dokusunda yer almaktadır. Bilinç; kimi zaman -içe doğma, içgüdü, ilahi yönlendirme, aydınlanma benzeri- noncomputable seçimlerle oluşmaktadır.”

"But when decoherence and measurement are avoided and OR conscious threshold is reached, Penrose suggested that the choices of definite states—the conscious choices we make, or perceptions we experience—are not chosen randomly from among possibilities, but are influenced, or guided, by Platonic information embedded in spacetime geometry. He called this influence noncomputable because the Platonic influences were outside the system, built into the universe. Consciousness does sometimes involve choices or perceptions which appear to be noncomputable, e.g., intuition, instinct, divine guidance, enlightenment.”

Gidişat öyle gösteriyor ki yakın gelecekte tartışma artık tanrının var olup olmadığı değil, ne olduğu platformuna taşınacak.

[İzninizle bu noktada bir kişisel görüş ekleyeyim: Geleceğin bilim adamları (hatta bizler gibi okültistleri, bilim adamlarına göre küçük bir ölçüde de olsa) araştırma yaptıkları konularda ilerleyebilmek adına kuantum mekaniği, kozmoloji ve nörobilim adlı üç farklı ve zorlu alanda el-ele vermek zorunda kalacaklardır. En azından kuantum mekaniği, tıp bilimi ve "ruhun varlığına inanmayan ruh hekimliği" (Freudian psikoloji) disiplinine kesinlikle girecek ve önceki yapıları/inançları/temeli bütünü ile değiştirecektir. ;-) ]



DİP NOTLAR

[1] Dikkat! Spoiler içerir.
1978yılı yapımı The Medusa Touch adlı kült filmde Şeytan olduğunu iddia eden Morlar (Richard Burton) adlı yazarın ölmeden önceki son sözüdür bu. Psikoloğuna kötülüğü ile yaptıklarını anlatır, ama onu inandıramaz. Psikolog (Lee Remick) sürekli “Halüsinasyon görüyorsunuz” demektedir. :) En sonunda Morlar son kanıtını gösterince psikolog ikna olur ve… Neyse… Morlar ise kendini öldürmek için büyük bir heykeli ona vurmak adına kaldıran kişiye şöyle der: “En sonunda bir tepki!” Yani sonunda birini sözlerinin gerçekliğine inandırabilmiş, ölümüne sebebiyet verecek olsa da bir tepki alabilmiştir. Ben de sonunda beklediğim soruyu duyunca parmaklarımdan klavyeye Burton’un bu sözü aktı.

[2] Bir çevirmen olmadığım için orijinal metinleri -metin çok uzun olmadıkça- kişisel bilgimle çevirmek istemiyorum.


ANA SAYFA    |    Sorular    |    Astroloji    |    Kuantum    |    Ezoterizm    |    Filmlerimiz    |    İletişim

Dizayn: JANUS722.com    |    © 2015 -