KOZMOSUN ANAHTARI DEMİR: BİLİMDEN OKÜLTE
(Demirin Kutsal, Bilimsel ve Ezoterik Yüzleri)
3 - YAŞAMIN BAŞLANGICINA BİR YOLCULUK: OKYANUSLARIN GİZEMLİ DERİNLİKLERİ
<< Önceki Bölüm
|
Sonraki Bölüm >>
İlk bölümden okumaya başlayın
|
Tüm bölümler
Araştırma ve yazı: |
|
Yaşam dünyada nasıl başlamıştır?
Tamam, Tevrat'ta Yahveh yarattı, kadını erkekten türetti, seks yaptılar diye Dünya'ya attı (ama can'ın meydana gelme yolu hep o günah dediği şeyde kaldı her nedense ) filan filan… Peki de, bilim buna ne diyor? Bu bölümde bu konuda konuşacağız ve hatta bu konu ile demirin ilgisini göreceğiz. Lütfen "Öf sıkılırım" tepkisi vermeyin. Eğer konunun temelini öğrenirseniz, demire güveniniz artar. Artarsa ne olur? İster tılsım, ister majikal çalışmada demiri kullanırken beyninizdeki bilgiler "inanç"a dönüşür. İnanç ise majikal başarının en önemli aktörüdür (dikkat edin, "aktörlerindendir" demedim).
İlk canlının, ya da canlılığın denizlerde meydana geldiği neredeyse ortak bir görüştür bilim dünyasında. Söz konusu teoriye ise "Derin deniz yarıkları teorisi" adı verilmiştir. Teoriyi biraz tanıyalım. Bunun için denizlerin derinlerine, hatta daha da derinlere inmemiz gerekecek.
Deniz suyu, yer kabuğunda bir çatlak buldu mu derinlere doğru sızar. Magmaya doğru ilerledikçe ısınır ve sıcaklığı 300-400 dereceye kadar ulaşır.
Isınan su, çevresindeki kayalardan mineralleri çözer ve kimyasal olarak çok zengin bir hale gelir. Bu yeni yapı tekrar yüzeye doğru hareket eder ve deniz tabanında bir delik bularak püskürür, soğuk deniz suyuyla buluşur. Bu buluşma sırasında, çözünmüş mineraller katılaşır ve çöker. Sonra bir başka fışkırma çöker… sonra bir başkası... ve sonunda bir baca meydana gelir. Teorinin temelindeki unsur "hidrotermal bacalar" böyle oluşmuşlardır ve sürekli kimyasal açıdan zengin deniz suyu temelli sıvılar salmaktadırlar.
Söz konusu sıvılar (yani mineraller ve deniz suyu) bacadan çıktıklarında soğuk ve saf deniz suyuyla hızla karışınca içerdikleri mineraller çökelerek katılaşır. Bu süreç, "siyah duman" ya da "beyaz duman" gibi görünümlere neden olur. Deniz tabanında buhar gibi görünseler de aslında çok sıcak (ve zengin) bir sıvıdır bu.
Hikayemiz de böyle başlamaktadır; çünkü teoriye göre yaşamın ilk yapı taşları okyanus tabanındaki hidrotermal bacalardan çıkan bu sıvı ve de ortam ile oluşmuştur.
Biraz daha ilerleyelim.
Bacadan fışkıran hidrojen sülfür, metan ve çeşitli mineraller bir kimyasal enerji sağlarlar. Enerji varlığı önemlidir. Makroda enerjisiz bir şey var olmaya başlamaz.
Baca çevresinde ise gözenekli mineraller vardır. Bunlar organik moleküllerin bir arada birikmesi için bir şablon, bir yuva görevi görür. Organik molekül deyince "tamam canlanma oldu" demeyin. Organik "karbon atomu içeren molekül" dür (ama biliyorsunuz canlıların yapı taşlarını oluştururlar).
Bu ortamda kimyasal reaksiyonlar meydana gelir, organik moleküller, daha karmaşık organik moleküllere dönüşür, bunlar ise zamanla birleşerek amino asitleri var eder. Amino asitler "yapı taşıdırlar" ve proteinleri, proteinler ise DNA ve RNAyı meydana getirirler, sonra hepsi toplaşarak ilk basit hücreleri yaparlar. Basit hücreler giderek daha karmaşık hücrelere ve ilkel canlılara dönüşür, ilkel canlılar giderek… sonunu siz getirin.
Sözün özü: "Can"lanma artık meydana gelmiştir.
[Bir dipnot düşeyim: Görüldüğü gibi hayat (yaşam), ışık ve Güneş ortamında meydana gelmemiştir. Işık ve Güneş, hayat için gerekli değildir. Günümüzde hala deniz diplerinde ışığı ve ünlü Güneş'i tanımadan mis gibi yaşayan tonla canlı türü vardır. Işık ve Güneş, doğayı katleden, ekolojik (tanrısal) dengeyi alt-üst eden bazı(!) yaşam formları için gereklidir.
]
Ve bir gün Günter Wächtershäuser adlı bir adam ortaya çıkar. Bu adam bilim adamı filan değil, Münihli patent avukatıdır. Ama derler ya "yiğidi öldür hakkını yeme", adam kendini kimya konusunda muhteşem şekilde yetiştirmiştir. İşte bu adam bilim dünyasına derki, "Derin deniz yarıkları teoriniz iyi güzel de, siz baş aktörü es geçmişsiniz… O şereflendirmeyi unuttuğunuz baş aktör demirdir!"
Böylece “Demir-Sülfür Dünya Kuramı” (ya da Demir-kükürt kuramı) ortaya çıkar.
Günümüzde giderek taraftar toplayan bu teori üzerine Harvard, Oxford ve Cambridge benzeri üniversiteler, ayrıca NASA ile ESA (European Space Agency) benzeri uzay araştırmaları merkezleri incelemeler yapmaktadırlar.
SONRAKİ BÖLÜM >>
|