722 Sistemi Majikal Eğitim
Pozitif Enerji Eğitimi
Astroloji Eğitimi
DANIŞMANLIK
SİTEYE ÜYE OLUN
Güncellemeleri hemen haber alın,
üyelere özel sayfalara girin.
ÜYE GİRİŞİ

BU SAYFAYI PAYLAŞIN! >>

Pozitif Enerji Eğitimi Alın | Eğitimin Programını İnceleyin

JANUS'A SORUNUZU İLETİN!

POZİTİF ve NEGATİF ENERJİ

SORULAR ANA SAYFA | Maji | Astroloji | Fal / Tarot | Kuantum | Ezoterizm | Müslümanlık | Pozitif/Negatif Enerji | Reenkarnasyon/Ölüm Ötesi
İlişkiler | Özel İlişkiler | İş Hayatı | Janus

TÜM POZİTİF ve NEGATİF ENERJİ SORULARI
5 Ağustos 2019
Yaradan, neden kucucuk cocuklarin yakilmasina, parcalanmasina, tecavuz edilmesine göz yumar?

Janus Merhabalar.Garip bir soru olacak ama sormak zorundayim. Benim cok enteresan bir babaannem oldu ve beni o büyüttü.Babaannemin evinde, onun yaninda öyle dogaustu olaylara sahit olurduk ki o yuzden sizin sayfalarinizda onun ögretilerine rast geliyor olmak benim icin paha bicilemez. Kendisi, yuzunde guller ve gulucukler eksilmeyen, tatli mi tatli, sanki km.lerce bir alani ondan yayilan huzurla ve isikla aydinlatan sevgi yumagi bir varlikti. Ona insan kelimesini layik gormuyorum cunku o baska bir seydi. Allah dediginde tam kalbinin ortasindan yayilan ve vucudunu saran elektriklenmeye bile sahidimdir ben. Kizim derdi bana "zihnini, dilini ve kalbini hizalayabildin mi her an cenneti var edersin su oyun dünyasinda"... Babaannem zihninizden gecirdiginiz sorulara sesli yanit verir, ruyalari araciligi ile olacak olan olaylara bizi ve kendisini hazirlayan ilginc bir insandi Allahin onu 75 yillik yasantisinda bir kez müsgül durumlara soktugunu, bir kez mutsuz ettigini gormedik. Sorunlar elbette olurdu ama hepsi de hallolurdu ve Allaha daima hamd edilir, sükredilirdi. Kendisi köy enstitulerinde ogretmenlik yapmis bir turkce ogretmeni idi ve bizi bor emekli maasi ile krallar gibi yasatirdi. O minnacik para ile yapilan yemekler bir hafta boyunca eksilmez, bozulmazdi. Nasil bir bereketi vardi bunu aciklamam imkansiz. Allah sevgidir, Allah gulumsemektir derdi baska da birsey demezdi. Ben ise onun vefatindan sonra 15 sene boyunca onun bana kurdugu gül bahcelerinde gezindim, onun izinden gittim. 3 senedir ise cehennemin oyuncagi oldum ve bir batakliktan cikamiyorum. Cok basit bir soruya takildim kaldim.Onun sevgi dolu Allah'i ve benim iman ettigim Yaradan, neden kucucuk cocuklarin yakilmasina, parcalanmasina, tecavuz edilmesine göz yumar? Elbette sunu diyebilirsiniz "bu soruyu yeni mi fark etrin?!" inanin bana cennette yasarken bir cehennemin var oldugundan haberiniz olmayabiliyor. Bir insan olarak elimizden hicbir sey gelmiyor ve sanki hasa ama Yaradanin da mi gelmiyor?!? Uzun bir anlatim oldu, özür diliyorum. Bu site için, sizin varliginiz için cok tesekkur ediyorum. Dostça kalin, hep huzurlu olun.

YANIT

Hayran oldum babaanneniz hanımefendiye!.. İşte, alın size PEnin yarattığı kimlik! Cennetteki mekanına sevgi ve saygılarımı yolluyor, selam ediyorum. İzni ile “Allah gülümsemektir” şeklindeki sözünü Pozitif Enerji Eğitimimizin alıyoruz.

“Allah'i ve benim iman ettigim Yaradan, neden kucucuk cocuklarin yakilmasina, parcalanmasina, tecavuz edilmesine göz yumar?”
Bu soruya o kadar çok yanıt verdim ki… Ama hiç önemli değil, aynı sorulara defalarca yanıt verebilirim. Ne de olsa her biri -farklı zamanlarda yanıtlandıkları için- bir diğerinden farklı olacaklar ve farklı değerler taşıyacaklardır.

Sorunuzda dile getirdiğiniz kaygıların nedeni insanların ezici çoğunluğunun gerçekliğin nasıl oluştuğu hakkında bilgi sahibi olmamasıdır. Kuantum mekaniği “öcü” olarak görüldüğü sürece imanlı (dinsel öğretilere eğilimli) insanlar en az 1000 yıl önce var edilen dinsel metinler aracılığı ile evreni anlamaya çalışmakta ve çıkmaza girmektedirler. Oysa insan beyni evrim nedeni ile 1000 yıl önceki yapıda değildir.

[Bu gerçek 1968 yapımı olan ve 2001 yılında geçen kült film 2001: A Space Odyssey adlı filmde, filmin son sahnesinde bebeğin gözleri açık doğması ile yansıtılmaktadır.]

Öncelikle şu soruyu soralım: “Gerçeklik nedir?”

Gerçeklik, şu anda bu yazıyı okurken bakmakta olduğunuz GSM telefon, ya da bilgisayar veya tablet ekranından, gözlerinizi ekrandan ayırıp ekran dışına baktığınızda gördüğünüze; her adım atışta geçtiğiniz ortamdan, bu ortamda yüzleştiğiniz olaylara dek uzanan bir olgudur.

Eğer söz ettiğiniz olayların (gerçekliğin) oluşma yasasını bilirseniz, aslında “insanların yardımını koşmayan, acı olayların olmasına izin veren tanrı” hipotezinin doğru olmadığını anlarsınız.

Ve şimdi asıl önemli/kritik soruyu soralım: Gerçeklik nasıl oluşur?

Bu soruyu “kritik” olarak niteleme nedenim izlediğiniz olayların, yani sorunuzda yer alan ve -yinelemek istemediğim- negatif içerikli olayların (gerçekliğin), nasıl meydana geldiği hakkındaki kabul edilmesi zor bilgidir: Gerçeklik, kuantum mekaniğinin (özellikle von Neumann, Stapp ve Wigner gibi fizik dehalarının) ortaya çıkarttığı üzere, sadece kişinin bilinci tarafından yaratılmaktadır!

İnanılması ve benimsenmesi hayli zor olan bu bilimsel veri, kültür yaratma gücü temel alınırsa ortalama 10.000 yıllık geçmişi olan insanlık tarihinde daha yüz yıl bile olmayan geçmişe sahiptir. Yeni doğmuştur. Bu yüzden henüz halka yansımamıştır. Genelde pek az insan durduk yerde kuantum mekaniğini öğrenmeye heves ettiği için olağan ve sıradan yaşamlar süren insanlar söz konusu gerçeklerden haberdar değillerdir. Bu bilgi noksanı, onların tanrı hakkında bir dolu soruya yanıt verememelerine (daha kötüsü, hatalı yanıtlar vermelerine) neden olur.

Bilinç, etkileşime girdiği ortalama iki milyon seçenekten (süperpozisyon olasılıklarından) birini -beyin elektriğinin yapısına göre- seçer ve gerçek kılar (dalga fonksiyonunu çöktürür). Abartılı bir söyleyişle; bu yüzden herkesin kendine özel bir uzayda yaşamakta olduğu bile düşünülebilir. Örneğin bir TV kanalında birlikte bir dehşet haberini izlediğiniz arkadaşınız -eğer beyin elektriğinin yapısını sizinkinden farklı ise- başka bir dünyada, farklı bir haber izliyor olabilir.

Ve bir diğer soruya yönelelim: Gerçekliği yaratan bilinçtir, ama bilinci yaratan nedir?

Bilinci yaratan, "beyin elektriği" dediğimiz ve gerçekte nöronlar arasındaki elektrik çakmaları ile meydana gelen EM alandır (bkz. ETC - EM Theories of Consciousness). İşin çarpıcı kısmı, söz konusu elektriğin süperpozisyon (yani kabaca kader olasılıkları) taşıyor olması ile ilgili teorilerin giderek geçerlilik kazanmalarıdır. Nörobilim ile fiziği ayrı tutmak isteyen fizikçi ve nörobilimcilerin öne sürmeyi çok sevdikleri "decoherence yüzünden beyinde kuantum olayları meydana gelemeyeceği" varsayımı, Posner moleküllerinin varlığı yüzünden geçerliliğini yitirmiştir. Beyinde (beyin elektriğinde ya da EM alnında), süperpozisyon vardır (bunlar coherent'tir); çünkü fosfor iyonlarında spin adlı kuantum durumu keşfedilmiştir ve fosfor iyonları, beyin elektriği yaratan Ca iyonlarına bağlanmaktadırlar. Hipotezin mimarı bilim adamı Fisher bu olayı "düşüncenin süperpozisyonu" olarak adlandırmaktadır.

Tanrıyı, bazı negatif içerikli olayların var edicisi olarak suçlayan kişiler -üzülerek söylemek isterim ki- olayların yaratıcısıdırlar. Tanrı ile aynı frekansı taşıma yüzünden onunla senkronizasyon içine girebilecek beyin elektriği olduğunda kişi onun dünyasında yaşamaya başlar ve acı verici olayların cereyan ettiği ortamdan çıkar. Müslümanlıktaki “Şeytan tarafından aldatılıp cennetten kovulma” teması, “eğer hata yapılırsa Allah’tan uzak kalınabileceği” gerçeğini anlatmaya çalışmaktadır. Kötülük hakkındaki uyarılar, yaratıcı ile (Allah ile) kontağın kopması olasılığının varlığına kanıttır. Olumsuz olayların oluştuğu bir evrende yaşamak, beyindeki negatif frekans yüzünden yaratıcının ortamından uzak kalmış olmak anlamındadır. Beyin EM alan enerjisi (düşünceler olarak yorumlanan fotonların enerjileri) hangi odak ile senkronize ise, yaratılan evren de o ortamın gerçekleri ile donanmış olacaktır.

Ve son soru: Tanrı ile senkronize olacak beyin elektriği nasıl var edilir?

İşte bu soru en kolay yanıtlanacak olan sorudur; çünkü tanrı ile sadece “acı, korku, öfke” adlı üç duygu bilinçli şekilde engellenirse senkronize olunur. Senkronizasyonun gücü (dalga boyu genliğinin fazlalığı) ölçüsünde acı, korku, öfke verecek olayların bulunmadığı bir evrende yaşanır. Acı ve kayıp varsa Tanrı yoktur. Kalbinde (beyninde) zerre korku taşıyan kişinin kontağı, o zerre ölçüsünde zayıflar.

“Uzun bir anlatim oldu, özür diliyorum. Bu site için, sizin varliginiz için cok tesekkur ediyorum. Dostça kalin, hep huzurlu olun.
Hakkımdaki beni mutlu eden güzel sözleriniz ve duyarlığınız için ben teşekkür ediyorum ama gereksiz; istediğiniz uzunlukta yazabilirsiniz. Siz de huzurlu olun, DAHA ÖNEMLİSİ RAHAT VE ŞEN OLMAYA ÇALIŞIN. Bizim makrokozmosta huzur fazla popüler olmaması gerekli bir duygudur. Rahatlık, şenlik ve keyif daha önemsenmelidir.

Unutmayın: Son derece iyi huylu, uysal, erdemli kişiler de NE ile kontakta olabilirler; çünkü iyi huylu, uysal ve erdemli kişiler de kötümser bakış açısına (ya da hatalı doğrulara) sahip olabilirler. NE varlığı kötü bir insana işaret etmez.

Şen olun, olayları fazlaca “kafaya takmayın”, yapmanız gerekeni yapıp gerisini düşünmeyin, (insanlardan hayvanlara, bitkilerden cansızlara değin) diğerlerini de kendinize yakın ölçekte koruyup kollayın; tanrı ile senkronize olup, onun dünyasında, onun koruması altına giriverecek, söz ettiğiniz olayları yaşamınızdan sileceksiniz.

Sözlerimi -pozitif enerji celp eden kimliği bence en iyi ifade eden- Sümer tanrıçası İnanna’nın, kahramalık takıntısındaki ataerkil kral Gılgamış’a verdiği öğüt ile bitireyim.

Gılgamış Destanı (Muzaffer Ramazanoğlu)
(…) Gılgamış,
mideni gece gündüz güzel gıdalarla doldur;
dans et;
esen ve güleç ol;
giysilerin hem temiz hem serin olsun;
sularda yıkan;
elini tutan küçük çocuğu sev.
Koynuna aldığın karını mutlu kıl.

[1920 yılında kuantum mekaniğinin ortaya çıkması sonrasında, bilinci anlamanın yegane yolunun nörobilim ve fiziğe AYNI ÖLÇÜDE hakim olmaktan geçtiği görülmeye başlanmıştır. Sözü edilen durum ise bu iki farklı ve zorlu alandan -doğal olarak- sadece birinde uzmanlaşmış nice bilim adamı için ciddi bir sorundur.

Ancak kanımca kuantum fiziği adlı fenomeni yaratan fizikçiler eninde sonunda -maksimum yüz yıl içinde diyorum- inanılmaz gerçeklere ulaşacaklardır. Astrofizikçi Matt O'Dowd'un sözleri ile: "But the physicist tend to interpret 'thats impossible' as 'I dare you to try!'" Ne de olsa insan beynini yüzyıllardır tutsak almış kimi bilimsel yasaları yıkan yine onlar, yani bilim adamlarıdır. Negativitenin insanoğlunu başta engellese de, asla kalıcı şekilde yenemeyeceğinin, onun sonunu insan adlı canlının getireceğinin, dinsel literatürde "Şeytan" denen bu enerjinin insan düşmanlığının nedeninin sadece bu, yani insan beyninin yapısı olduğu görülmelidir.

Genç kuşak, çok ilginç bilgilerle yüklü bir geleceğe hazır olmalı... Böyle anlarda yaşlı olduğuma üzülmüyor değilim. ;-) ]


ANA SAYFA    |    Sorular    |    Astroloji    |    Kuantum    |    Ezoterizm    |    Filmlerimiz    |    İletişim

Dizayn: JANUS722.com    |    © 2015 -