722 Sistemi Majikal Eğitim
Pozitif Enerji Eğitimi
Astroloji Eğitimi
DANIŞMANLIK
SİTEYE ÜYE OLUN
Güncellemeleri hemen haber alın,
üyelere özel sayfalara girin.
ÜYE GİRİŞİ

BU SAYFAYI PAYLAŞIN! >>

Majikal Eğitim Alın | Eğitimin Programını İnceleyin

JANUS'A SORUNUZU İLETİN!

EZOTERİZM

SORULAR ANA SAYFA | TÜM EZOTERİZM SORULARI

Maji | Pozitif/Negatif Enerji | Kuantum ve Bilim | Ezoterizm | Ruhsal Sorunlar | Reenkarnasyon/Ölüm Ötesi/Rüyalar | Astroloji | Fal/Tarot
Müslümanlık | Farklı İnançlar | Yaşam ve İlişkiler | Özel İlişkiler | Janus

SON EKLENEN SORU        |        TÜM SORULAR        |        JANUS'A SORUNUZU İLETİN!        |        ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR

6 Aralık 2021
Enerji noktalari, Mistik yerler

Selamünaleyküm. Dünyada bazi noktalarin enerji ihtiva ettigi ile ilgili çok makale okudum. Soracagim soruya "size iyi gelen yeri ancak siz bilirsiniz" diye cevaplayacaginizi da az çok tahmin ediyorum. Fakat yine de sormak istedim sizin bildiginiz ve bizlere iyi gelebilecek (pozitif anlamda elbette) noktalar var mi gerçekten de? Ya da mistik yerler. Örnegin Diyarbakir zerzevan kalesi, mitra inanisinin ilk örneklerinden biri. Orayi ziyaret eden bir kari koca arkadasim israrla telefonlarinin çalismadigini kendi kendine bozuldugunu ve çok kuvvetli bir sey hissettiklerden bahsettiler. Bu çift arkadasim öyle komplo teorileriyle ilgilenen insanlar degiller. Düpedüz mantik insanlaridir ama bu olaya bir anlam veremediler. Mitra inanisinin (ya da dininin) okultizmin de çikis noktasi oldugu söyleniyor ayrica. Fikrinizi merak ettim dogrusu. Böylesine mistik yerlere anlamini veren bizler miyiz, yoksa zaten anlamli olduklari için mi buralara çekiliyoruz? Tesekkürler, iyi günler.

YANIT

Aleykümselam… Allah razı olsun.

Olası yanıtımı önceden bildiğiniz için bizi izlediğinizi tahmin ediyorum ve teşekkür ediyorum. Ve evet; yanıtım aynen böyledir. :) Evreninizi kendiniz yaratıyorsunuz. Önünüzde (abartıyorum) seçilmeye bekleyen –ortalama- "iki milyon+" seçeneğin bulunduğu süperpozisyon, en iyisini seçmeniz için uzanmakta. ;-)

Beyin elektriği diyerek yola çıkalım ve herkesin beyin EM alanının kendine özgü bir dalgaboyu olduğunu anımsayalım, bu bilgiyi bir yana koyalım.

Ardından dünyanın bir EM alanı olduğundan söz edelim ve buna "Schumann Rezonansı" dendiğini hatırlayalım. Bu alanın değişken olduğunu, eğitimde anlattığımız üzere kimi zaman majikal çalışmaların başarısını engelleyecek, kimi zaman tetikleyecek değişiklikler gösterdiğini, yani dünya üzerinde bir EM alan var olduğunu söyleyelim.

Şimdi 722 teorisinin "PE ve NE, tayfta yer alan henüz keşfedilmemiş dalgaboylarıdır" postulasını anımsayalım. (Bu konuda bilgi edinmek adına bu yanıtımı okuyabilirsiniz.)

Bize göre anılan dalgaboyları nerede manyetizma varsa, orada bulunabilirler ve manyetizma (ve buna bağlı olarak EM ve bu EMnin dalgaboyu) –tıpkı dünyada olduğu gibi- başka maddelerde de bulunabilir. En önemli nokta ise şudur: Bu dalgaboyu, kişisel beyin elektriği dalgaboyu ile benzer frekansta ise rezonans yapacaktır.

Tıpkı "bilimsel mantığa göre doğru olan bu varsayımın bilimsel olamaması" gibi, bizlerin "Keşfedilmemiş dalgaboyları" teorimiz bilimsel mantığa uygun sayılabilse de, ezoterik çıkışlıdır. Uğurlu yüzük, uğursuz antika, majikal takı gibi kavramların ardında bu teorimiz olduğu düşünülebilir. Yine aynı sebeple, neden bir uğursuz (ya da uğurlu) eşyanın/takının bir diğerinde bu etkiyi sağlamadığı anlaşılabilir. Bize göre, standart okültizmdeki "uğurlu saatler" gibi kavramların gerçek olamayacakları buradan anlaşılabilir. Özetle; doğrudur, uğurlu/uğursuz kavramları boş sözler değillerdir; ancak herkesin kendine özel bir uğurlu/uğursuz "şusu/busu" bulunmaktadır.

Bazı eşyalarda, örneğin antikalarda gerçekten "kişi beyin elektriği ile rezonans yapacağı için negatif sonuçlar (uğursuzluk) yaratacak etki" olabileceği hakkındaki sözlerim bazı okurları tedirgin edecek olabilir. Oysa bu fazla gerekli değildir. Beyin elektriği dalgaboyunu değiştirmek, anılan etkiyi (negatif olduğu kadar pozitif olsa da) yok edecektir. Dalgaboyunu değiştirmenin en kolay ve basit yolu ise uğur ya da uğursuzluk diye bir şeyin var olmadığına inanmaktır. :)

GSM telefonların bozulması hakkında bir şey diyemeyeceğim; ancak belli bir manyetik etki ile saatlerin bozulması, bozuk saatlerin çalışması şahsen tanık olduğum bir durumdur. Ama hayır; sanılabileceği gibi mistik bir ritüelde değil, büyük olasılıkla beni okuyan pek çok kişinin anımsıyor olabileceği bir TV programında! :) Geçmiş yıllarda Uri Geller, Sinan Çetin tarafından ülkemize davet edildi ve bir programa canlı yayın konuğu oldu. Orada bozuk saatleri çalıştıracağını önce sürdü ve gerçekten de –çok değerli olduğu için önem verdiğim, bozuk olan, dahası, hiçbir tamircinin tamir edemediği- saatim işlemeye başladı. Hala işliyor. :) Hayaletin geçtiği yerdeki saatlerin durması mitinin gerisinde bu durum –yani hayalet denilen şeyin bir manyetik alan olması ve tıpkı Uri Geller'in yaptığı gibi bu alanın saatleri etkilemesi- bulunabilir.

Biraz daha ileri gidelim.

Eğer bir eşyada Schumann rezonansı benzeri çok geniş çaplı bir manyetik alan varsa, bu oluşumun birden fazla kişiyi etkileyeceği de açıktır. Bu olasılık (dünyanınki gibi geniş kapsamlı manyetizma sahibi eşya var olma olasılığı) düşüktür; ama bu düşünceyi tümden yanlış saymak da doğru olmayacaktır.

Yine ilerleyelim.

Anlattığım "geniş çaplı manyetik alan" sahibi olan bölgeler de olabilir. Bu alanların dalgaboyu bireysel olarak münferit kişileri etkileyebilir, ya da grup etkisi yaratabilir. Sözün özü, "komplo teorilerine inanmayan arkadaşlarınız"ın sözleri doğru kabul edilebilir. Ancak telefonların etkilenmesi hakkında –bu konuda bilgi ve araştırmamız olmadığı için- bir şey söyleyemeyeceğim. Bizim bilgimiz beyin ve EM alanlarla ile sınırlı. Ayrıca Mithraism bize yakın bir görüş değildir; çünkü Zerdüşt inancı çıkışlıdır.

Bu konuda Bülent Kısa'nın bir anısını paylaşayım: Bana, Nevşehir'deki yeraltı şehirlerinden birinde başından ilginç bir olay geçtiğini, durduk yerde yere düştüğünü anlatmıştı. Bu olay ile baş dönmesini "Yere düşmek gibi değil, yere doğru bir güç ile çekilmek gibi" olarak tanımlamıştı. Olaydan sonra birlikte yolculuk ettiği kız arkadaşı ile aynı yere yeniden gidip majikal bir çalışma yaptığını ekleyeyim.

"Fakat yine de sormak istedim sizin bildiginiz ve bizlere iyi gelebilecek (pozitif anlamda elbette) noktalar var mi gerçekten de?"
Tabi ki var…

  • Öncelikle deniz! :) Annemiz. :) (Hemcinslerimi aşağılamayayım, "Babamız" da diyeyim; çünkü –bize göre kutsal olan- İslam öncesi Arap yarımadası (ki, oralar Felix Arabia yani Mutlu Arabistan" adını alacak kadar, bereket ve uygarlık düzeyi yüksek yerlerdi) paganizminde (sadece bu bölgede) Ay tanrısı hem erkek, hem dişiydi.

    [Yine bizim inancımıza göre Müslümanlık, bu inançların modernleştirilmiş, hatalarının ayıklanmış şeklidir. Kim bilir, belki de yer yer Şeytan'ın saldırısına uğramıştır. Işid gibi bir örgütün ve Taliban'ın sahip olduğu mantalitenin sırtını Müslümanlığa dayayabilmesi, teorilerimizin çok da anlamsız olmadığını gösteriyordur belki de… ]

  • İkinci olarak şifalı sular… (Majisyen arkadaşlara sesleneyim: Bu ortamda rit yapmayı deneyin. Ya da başarısız olduğunuz çalışmaları bir de bu ortamda ifa edin.)

  • Doğduğunuz hastane odası, ya da nokta. :)

  • Sevgilinizle veya kankanızla, hatta ailenizle, geçmişte her şeyin yolunda gittiği bir anıyı yaşadığınız mekan.

  • Başak tarlaları. Elma ağaçlarının altı. Suyu temiz olan ve çevrede çok fazla inansın (EM alanın) bulunmadığı nehirler. Özellikle Sakarya ırmağı.

  • Ballıhisar'daki Pessinus kenti ören yeri. Kibele'nın kutsal kenti. (Kibele, Ana Tanrıça'nın en güzel görünümlerindendir ve Anadoluludur (Ana-dolu :) ).

    [Türk insanının kutsallığa yakınlığı, ya da içgüdüleri hakkında bana göre önemli kanıt sayılabilecek bazı şeyler söyleyeyim:

    Akrofonolojide D harfi Yengeç burcunu temsil eder ve yöneticisi Ay'dır. Ana tanrıça ile eş görülen denizin adı olan "deniz" sözcüğünün baş harfi dilimizde D'dir.

    Anaerkil paganizmde kutsal olan deniz anası adlı hayvanın adı dilimizde "denizin anası" manasındaki bir sözcük ile ifade edilmektedir. İngilizcedeki adı "jöle balık" ya da "pelte balık" anlamındaki jellyfish'dir (hazretler bu hayvan hakkında bir şey anlayamamışlar ;) ). Yabancı dillerde genelde bu hayvanın orijinal adı olan olan "medusa" kullanılır. Ben -diller uzmanı değilim ama- dilimizdeki gibi bir sezişi başka dilde görmedim. "Kandil albahr" (denizin aydınlatma aracı) şeklindeki Arapça karşılık ve "deniz gelini" şeklindeki Farsça karşılık ise ilginçtir. Söz etmeden geçemedim.

    Anadolu sözcüğünden ise yukarıda bahsettim.

    Çok derin, hisli bir milletiz biz. (Alçakgönüllü ve çelebi yapımız yüzünden bunu batılılar gibi göze sokmuyoruz. Orijinal olarak kendi halinde olmayı seven adamlarız, hanımlarız.) Batıda Beethoven fırtınalar koparırken, Bach opusları ile "dan dun" gibi seslerle dolu besteler yaparken bizler "terdilli, terdilli, telelaa" diye mehtaptaki aşkları anlatan şarkılarla hisleniyorduk. :) (Küçümsenen padişahların bazıları bestecidir. :) Ulu önder Osmanlıya DEĞİL, bağnaz Osmanlılara karşıdır. Bu konuda bilgi edinmek adına OSMANLI ve ATATÜRK adlı yazımı okuyabilirsiniz. Acaba Atatürk'ün –tıpkı hz. Muhammet gibi- pek de iyi tanınmadığını söylesem, milleti çok kızdırıp bu akşam kapımda döner bıçaklı, gececi taksicisi sopalı bir tim bulur muyum? :DD)

    Klasik müziği tahmin edemeyeceğiniz kadar severim. E, valla biraz da biliriz. Hoşuma gitmeyen batı çıkışlı klasik her parçaya (evet efendim, bazıları sıradan insan için dan-dundur) "aman efendim ne şahane", Osmanlı ya da Klasik Türk müziği çıkışlı her parçaya "bıyyy, ne ilkeeelll, ne sıkıccııı" yaklaşımıdır. Bunun gerisinde "batıdan gelen her şey şahane, bizim her şey bet" yaklaşımı vardır ki… kötü bir düşüncedir bu. Annemin çocukluğumda sürekli söylediği bir sözü eklememe izin verin: "Kendini sevmeyeni kimse sevmez." Ayrıca politika dahil HER ALANDA, bir tarafın mutlak iyi, diğer tarafın mutlak kötü olması fikri ("tarafını seç" yaklaşımı), şeytan'ın en popüler tuzağıdır; dikkatli olmak gerek. Evrende ne düz çizgi vardır, ne de siyah, ya da beyaz. Maharet, her şeydeki "kendine uygun" (kendine uygun olmayanı küçümsemeden, düşman ilen etmeden) alıp, kişisel kombo yapmaktır. Bu gibi insanlara "kişilik sahibi" denir.

    Yeri geldi, gençlere iki laf edeyim: Ortaya "Ben klasik Osmanlı müziğini çok seviyorum, dinliyorum" diye biraz dik şekilde çıkmak hiç beklenmedik bir karizma yaratacak olabilir. Farklı olan (tabidir ki farklılık çok ucube değilse), dikkat çeker. Dikkat çeken, karizma için ilk adımı atmıştır.

    Dışlanmaktan korkarak prototip olmayın çocuklar. Bu yaklaşım ile ne yapsanız da dışlanmaktan pek kurtulamazsınız… çünkü dışlanmayı yaratan NE korku ile çekilir.

    Biraz farklı (tercihen kendiniz) olun ve bu yapıyı –dozunda- baskı ile (fincancı katırlarını ürkütmeden) ortaya koyun, kolay geri adım atmayın. Terbiyesizlik etmemeye, can sıkmamaya dikkat edin; ama alanınıza saygısızca (örneğin alayla, küçümseme ile) girmek isteyenlere de izin vermeyin. ;-) Siz kendiniz olmaktan sonra, ilk başta Türk'sünüz. Kendiniz olmayı nasıl değiştirmeyecekseniz, Türk olmaktan da kaçmaya imkan yoktur. Alelacayip hallere girmek yerine, kendini kabul etmek çok daha kolay, çok daha rahatlatıcıdır… böylece celp olan PE ballı börektir. :DDD

    Kendi başınıza olmak (bu duruma sakın ha "yalnızlık" gibi itici isimler takmayın), çevrenizdeki yalan-yanlış bir kalabalıkla sürüklenmekten çok daha rahatlatıcıdır. Rahatlık neydi? Rahatlık PEiydi.

    Sıkıcı büyükbaba öğütlerinden bize döneyim. ;-D

    Geçmişimizle birlikte, muhteşem bir milletiz biz.

    Batılı düşmanı filan değilim. Bazı dönemlerde Türklerden çok batılı arkadaşlarım olmuştur. Kimi yerlerde –batılı kültür ile büyütüldüğümden- onlarla daha kolay iletişim kurarım. Ama bu durum özümü küçümsememi, ya da çok iyi anlaştığım kişileri gözümde büyütmemi neden gerektirsin ki? Adamların yaptığı ve hala yapmakta olduğun tonla hata vardır… hakeza bizim de. Siyah ve beyazın olmadığı gibi kimse kimseden üstün değildir. Herkes ve her şey, bazı yerde diğerinden daha iyidir… diğer bazı yerde beriki daha iyidir.

    Türklükten sonra gelen "önem" listesinin 3. kalemi ise hepimizin insan adlı canlı türü olmasıdır. ;-)

    Bu yapıya uzaktan bakınca bir yekparelik görmemek zordur. Hayata bu aspektlerden algılayan/yorumlayan yukarıda söz ettiğim ballı börekler şölenine yaldızlı davetiye ile önden girer.

    Yine de bence batılılardan pek çok konuda daha bi' iyiyiz. :) Hemen örnek: Gönül dostlukları/işleri, "mekanize olmayan insanlık", alçak gönüllük, misafirperverilik, çelebilik... daha çooooook var. (18+ laf edicem, gençleri dışarı alayım, bazı hanımları da: Hanımların doğuştan gelen çalkalama ve cilve yetenekleri. Bu konuda doğrulamayı Aziz Nesin'in Tatlı Betüş romanından edinebilirsiniz. Nasıl? Türk kadını soğuk mu? Kardeş; onu soğutan sakın sen olma? ;-D)

    Onun için şeytan efendi bu ulus ile bu kadar uğraşıyor. Felix Arabia'yı böyle yok etti.

    Kerata, bunu hep yapar. Oyuna gelmeyelim.
    ]

  • Narlıkuyu, Cennet ve Cehennem mağaraları (obrukları).

İlk anda aklıma gelenler bunlar.

Sizin dile getirdiğiniz yerlerin hayırlı etkileri olmadığını söylemiyorum; sadece onlar hakkında bilgim yok. Ancak anılan yerlerin size iyi geleceğini düşünüyorum; çünkü bu konuda bir ölçüde de inancınız var ve beni izlediğinize göre bilirsiniz: İNANÇ KADAR SEMPATİZASYON İLİŞKİSİ YARATAN BAŞKA DUYGU YOKTUR.

Aşkın en güzel nüansları bu yüzden mantık doğrultusunda ilerleyen (araştıran, kuşkulanan, kendini kazık yemekten korumaya çalışan) DEĞİL; safça, gönülden inananlara ödüldür. Karşı taraf bir yanlış(!) yaparsa, inançlı kişinin sahip olduğu PE hemen devreye girer, kişinin "kazık yemesini" engeller. Bu yapıya "ilahi koruma" da diyebilirsiniz.

İnanç, çekim yaratır. :)


ANA SAYFA    |    Sorular    |    Astroloji    |    Kuantum    |    Ezoterizm    |    Filmlerimiz    |    İletişim

Dizayn: JANUS722.com    |    © 2015 -