722 Sistemi Majikal Eğitim
Pozitif Enerji Eğitimi
Astroloji Eğitimi
DANIŞMANLIK
SİTEYE ÜYE OLUN
Güncellemeleri hemen haber alın,
üyelere özel sayfalara girin.
ÜYE GİRİŞİ

BU SAYFAYI PAYLAŞIN! >>

Majikal Eğitim Alın | Eğitimin Programını İnceleyin

JANUS'A SORUNUZU İLETİN!

YAŞAM ve İLİŞKİLER

SORULAR ANA SAYFA
Maji | Pozitif/Negatif Enerji | Kuantum ve Bilim | Ezoterizm | Ruhsal Sorunlar | Reenkarnasyon/Ölüm Ötesi/Rüyalar | Astroloji | Fal/Tarot
Müslümanlık | Çeşitli İnançlar | Yaşam ve İlişkiler | Özel İlişkiler | Janus

TÜM YAŞAM ve İLİŞKİLER SORULARI
6 Mart 2020
Eşimle rakip gibiyiz

Merhaba Janus, 15 senedir evliyim. Kocamla tanistigimizda bes parasi olmayan, ailesiyle küs, entellektüel ve sosyal olarak (kesinlikle ukalalik olarak algilamayin lütfen) benden düsük bir pozisyondaydi. Bana çok asik ve bunu gösteren bi yapisi vardi. Ben onun azimli oldugunu hissettigimden herseyiyle kabul ettim ve zorluklari birlikte gögüsleyip bugüne geldik. O kendini gerçeklestirip günbegün her anlamda yükselirken, ben türlü talihsizliklerle asagiya çekilmeye basladim. Is kaybi, hastaliklar, arkadaslarla bozusmalar vs.. Suanki durumumuzda ise son bikaç senedir maddi anlamda rahatlasak da bana hep kendimi yetersizmisim gibi hissettiriyor. Benim hiçbir konuda ondan daha bilgili ve yetkin olmami kabul edemiyor. Bana arkadaslarimi inceden kötüleyip beni yalnizlastirirken, kendi sosyal olmak adina geçmiste kötüledigi insanlarla dost oluyor. Görüstürügümüz tek bir ortak arkadasimiz yok. Birbirine destek olan hayat arkadasi degil de rakip gibiyiz. Bu beni çok mutsuz ediyor. Sizce geçmis güzel günlerin(ya da öyle sandigim) hatrina bu iliskiyi sürdürmek için bütün bunlara katlanmali miyim?

YANIT

Yaşam, asla değiştirilemeyecek bir değişimler rejimidir. Bunun en basit görünümü bir gün yaşamın kesinlikle bitecek ve ölecek olmamız... Bu yüzden “bitmiş” şeyleri geride bırakma yürekliliğinin geliştirilmesi yaşamı kolaylaştırabilir ve ilerlemeye ivme kazandırabilir. İleride ise daha güzel bir yaşam vardır; çünkü ilerleme evrimdir ve evrimde geri gidiş yoktur.

Oysa ataerki “düzen” adı altında değişmezlik üzerine kuruludur. Farklı mitolojilerde öncel evrene baş kaldıran, yaratıcılara savaş açıp onları deviren, evreni bölen baş tanrı daima “düzen” kurar ve öncel evreni “kaos” olarak niteler. Kurulan düzen ataerkil kültürdür aslında.

Bir korku kültürüdür bu… İnançlar bile korkutma temeli üzerine kuruludur.

Tevrat1 - Yasanın Tekrarı 6
Tanrınız RAB2 'den korkun ki, ömrünüz uzun olsun.

10
Tanrınız RAB sizden ne istiyor? Yalnız şunu istiyor: Tanrınız RAB'den korkun.

Mezmurlar
36
9 RAB'den korkun, ey O'nun kutsalları, Çünkü O'ndan korkanın eksiği olmaz.

76
7 Yalnız sensin korkulması gereken, Öfkelenince kim durabilir karşında?

112
1 (...) Ne mutlu RAB'den korkan insana, O'nun buyruklarından büyük zevk alana!

Örnekler çoğaltılabilir.

Korkan kişiler güvence ararlar, güvenceyi yüceltirler… oysa güvence veren her şey, verdiği güvence ölçüsünde sakınır, ilerlemeyi engeller. Söz konusu duruma -bakış açısına göre- tutsak etmek bile denilebilir. Doğrudur; saklamadan korumak zordur. Ancak sorun şuradadır ki aslında etrafta korkulacak tehlike (zarar verici şartlar) yoktur. Asıl tehlike, güvence aratan korku ve korku yaratandır.

Crowley'in kendi yarattığı Thoth Tarot destesinin yorum kitabında Change (Disklerin3 2si) kartı söyle anlatılır: “Hiçbir şey (sahip olmak adına) kenara ayrılamaz, daima akışa (değişime) geri döner. Bu yüzden (bu düzen) gerçekten hiçbir şeye sahip olmadan, ya da kendine ait bir şeyi elde tutamadan yaşamak gibidir.” Crowley’in neredeyse hiçbir düşüncesine yakın olmasam da bu yorum yaşamın gizli kanununu yansıtmaktadır. Bu yorumu (kanunu) benimseyen ve elde ettiği HER ŞEYİN geçici olduğunu kabul edebilen insan korkusunun da üstesinden gelebilir; yeni ve doğru (evrensel işleyişe paralel) düşünce kalıpları yaratarak güzel bir yaşama sahip olur.

İnsanlar, eşler, erkekler gelirler… giderler… yine gelirler… uzun kalırlar… belki gitmezler, belki az kalırlar… Bunun hesabı ve doğrusu yoktur. Her ilişki bir diğerinden farklı şekilde kendi dinamiği ile gelir. Bu nedenle ilişkileri prototip bir “ideal şablonu”na sokmaya çalışmak sadece mutsuzluk yaratır. Doğru davranış ise bu akışa (değişime) kendini hazırlamış olmaktır. Hazır kişi korku yönlendirmesi ile verilen kararları almaz, gerektiğinde kendisine zarar vereni yaşamından çıkartır.

Hayatta kalma refleksi artık tutsak olduğu yerden kurtarılmıştır.

Ataerkil kültür ise bu refleksi yok eder. Güvence adındaki tutsak evinde yarı-ölü şekilde yaşamayı yüceltir.

Örneğin ataerkide evlilikler “aynı yastıkta kocamak” hedefine odaklıdır. Oysa asıl yüce erek, aynı yastıkta kocamak değil; illaki aynı yastıkta kocanacaksa, yaşarken ölmemektir. İnsanlar cinsel isteklerini ve/veya heyecanlarını (her an aleve dönüşebilecek yaşama kıvılcımlarını) yitirmişlerse; onların “yeni” adlı ortamlara girmeleri, farklı şeyleri denemeleri yasaklanmışsa, yaşadıklarını iddia etmek zordur.

Aslında bu insanların ölü olduklarını söylemek de imkansızdır tabi ki. Bu yüzden onlar -sözüm biraz iddialı olacak, kusura bakmayın- can çekişmekte olan, bunu fark eden, yaşamak için fırsat arayan, ama içinde bulundukları ortam nedeni ile bulamayacaklarını bildikleri için kötü şekilde öfkelenen kişilerdir.

İşin daha kötü yanı şudur ki, bu şanssız kişiler çevrelerini de öldürecek olabilirler.

İşte ataerkinin binyıllardır Şeytan’ın fazla zahmete girmesine neden kalmadan, insanlar tarafından sürdürülmesinin nedeni korku/güvenceye dayalı bu zincirleme reaksiyondur.

Mesajınıza gelelim:

Aslında eşinizi de dinlemeden yorum yapmak doğru değildir; ancak bir uzman olarak konuşmadığım, bu site bir bilim sitesi olmadığı ve yaptığım “dostlarla laflamak”tan öte anlam taşımadığı için bu önemli gerekliliği -gerekli olduğunun atını çizerek- atlıyorum ve mesajınızla ilgili düşüncelerimi aktarmaya ve SİZİ eleştirmeye başlıyorum:

Yaşamınız hakkında bana soru sormamışsınız ki? Son sorunuza gelene dek yaşadığınız olayları değil, yaşadıklarınız hakkında kesinlik taşıyan kanılarınızı aktarmışsınız. Kesin kanılara sahip olduktan sonra evreni kanılarınızdan farklı şeklide yaratacağınızı düşünmek zordur.

“ben türlü talihsizliklerle asagiya çekilmeye basladim.”
Somut (reel) bir baskı altında değilseniz ve eğer imkan vermezseniz, ya da karakterinizde boyun eğme eğilimi yoksa, hiç kimse sizi aşağı çekemez. Uyum yapmak, hatta uysal olmak ile boyun eğmek farklı şeylerdir.

“Benim hiçbir konuda ondan daha bilgili ve yetkin olmami kabul edemiyor.”
Bu denli hatalı davranan biri ile birlikte olmanız buraya dek anlatmaya çalıştıklarıma örnek sayılabilir.

“Bana arkadaslarimi inceden kötüleyip beni yalnizlastirirken, kendi sosyal olmak adina geçmiste kötüledigi insanlarla dost oluyor.”
Bir insana sizi yönetmeyi bu denli olası kılarsanız sizin karakterinizde ciddi defektler var demektir. “Arkadaşlarınızı inceden kötülemek” sözlerinin manasını anlamam güç. Arkadaşlarınızın kötülendiğini hissedince bundan rahatsız olduğunuz öncelikle BEDEN DİLİ İLE belli eder, anlayışsız ile ONUNLA araya mesafe koyar, konuşmaya/tartışmaya ortam yaratmadan hatalı yaklaşımların önünü kesmeye çalışırsınız. Bir insan sizi “yalnızlaştırıyorsa” (yalnızlaştırabiliyorsa) sizin üzerinde büyük bir hakimiyeti var demektir. Oysa bu duruma insanlar genelde -kendileri izin vermezlerse- sokulamazlar. “İnsanların bizim üzerimizde gücü olmaz, bunu biz veririz.” Yaşam boyunca çevrenizde eşler dahil bir dolu hatalı insan olacaktır. Bu durum bir şanssızlık değil; ortamın temel ve OLAĞAN yapısı ile ilgilidir. Gerekli önlemleri doğru şekilde alan kişiler darbeleri kolayca geçiştirirler.

“Birbirine destek olan hayat arkadasi degil de rakip gibiyiz.”
Kimi evliliklerde bu ortam -bir taraf diğerinin hakimiyetini kabul etmezse- genelde oluşmaktadır. Uyum yapmanın değil, dediğini yaptırmanın başarı; uyum yapanın değil, dediğini yaptıranın kazançlı olduğu bir ortamda eşleşmek biraz zordur. İllaki üstte olmayı isteme eğilimi bir tarafta varsa, diğer taraf da -hatalı bir yaklaşımla- buna karşı koymak adına üste çıkmaya çalışırsa işler içinden çıkılmaz hale dönüşecektir. Bu tutum, sekmekte olan bir topa daha hızlı vurmak anlamına gelir. Yapılması gereken ise topa ağır ağır vurarak sekmeyi durdurmaktır.

“Sizce geçmis güzel günlerin(ya da öyle sandigim) hatrina bu iliskiyi sürdürmek için bütün bunlara katlanmali miyim?”
Klasik bir yanıt olacak ama buna kendiniz karar vermek zorundasınız. İlişkiler de bir çeşit kar zarar hesabı üzerine kurulurlar. Evliliklerdeki kazanç tabidir ki mutluluktur. Kazanç ve kaybı iyi değerlendiren ve değişimden korkmayan kişiler doğru karar verirler.

Değişim ise her zaman ilişkiyi değiştirme (yani ilişkiye son verme) anlamına gelmeyecek olabilir. Kimi zaman değişimin yapılması gerekli konu kişinin kendisidir belki de. İlişkilerin gidişatını belirleyen faktörün kahpelik yapan bir melek değil, karakterler olduğunu kabul eden herkes bu seçeneği de değişim listesine ekleyip, değerlendirmeye alır.

Olağan ilişkilerin olağan ticaret ortamlardaki gibi bir kazanan ve bir kaybedeni (yani kâra geçen ve kazık yiyeni) olmadığı da unutulmamalıdır. İlişkilerde mutluluk (gerçek mutluluk) paralel/ortak şekilde gelir. Bu yüzden tarafların biri tatminsiz ya da mutsuz ise, diğer tarafın da (kendisi kimi zaman farkında olmasa da) aynı durumda olduğu düşünülebilir.

Söz ettiğim durum sadece olağandışı vampir ilişkilerde yaşanmaz. Vampir ilişkiler; bir tarafın sürekli kendinden verdiği, diğer tarafından sürekli ondan beslendiği olağandışı ilişkilerdir. Bu ilişkilerde eşlerden biri sömürülmekte, diğeri kazanmaktadır.

Vampir ilişkiler her zaman fark edilemeyebilir. Verici taraf kanını fark etmeden verebilir; hatta alıcı taraf, aldığının bilincine varmayabilir.

[Bu durumu kendi yaşamımda -emin değilim ama- çok sevdiğim, bence gerçekten mükemmel bir eş sayılan ilk hanımımla yaşamış olabilirim: Eşimin son derece özverili bir hanımefendi olduğunu altını çizerek ekleyeyim. Ailem dahil tüm yakınlarım benim şansıma gıpta eder, bunu sık sık dile getirirlerdi.

Bu gün hayatta olmayan ünlü okültist Bülent Kısa, önceki pek çok yanıtımda yer verdiğim gibi, çok yakın dostumdu; onunla sıklıkla buluşurduk. Ancak bazı engeller yüzünden bir süre görüşmeye olanak bulamadık. Bu süre sonucunda bize yeniden konuk olarak geldiğinde ilk sözlerinden biri eşimi kastederek şu olmuştu: “A. senden enerji çalıyor!”

Bu sözlere gülüp geçtim, üzerinde bile durmadım. Ancak uzun yıllar sonra evlilik fotoğraflarına bakınca ve evliliğimizin sonunda yaşadıklarımı da düşününce (hala da "eminim" diyemesem de) BELKİ haklı olabileceği arada aklıma geliyor.]

Vampir ilişkilerdeki yukarıdakinden daha kötü bir seçenek ise vericinin kanını istekle vermesidir. Seçimler tabi ki kişiye özeldir; bizim sözümüzün dediği gibi “Rahat bırakılan her insan kendisi için en gerekli olanı seçecek yeteneğe sahiptir”. Bu yüzden kan vermeyi seçmiş kişileri de eleştirmek doğru değildir. Ancak kan vererek ilişki sürdüren kişilerin unutmamaları gerekli nokta kanın bir gün bitebilecek ve vericinin yaşamını yitirecek olmasıdır.

Sıkıntılı bir süreçte bana ulaşmayı seçmiş olan sizi eleştirmemi anlayışsızlık şeklinde algılamayın lütfen. Sözlerimi SİZİ daha mutlu yere yönlendirmek adına söylediğimi anımsarsanız, size verdiğim önemi de hissedecek olabilirsiniz.

Umarım KENDİNZE ÖZGÜ doğru kararı alabilirsiniz.

Acele etmeyin.

Olaylara farklı açılardan bakmayı denemeden karar almayın.

Ve en önemlisi, evreninizi yaratan düşünceleri biraz değiştirin.

Örneğin;

  • "ben türlü talihsizliklerle asagiya çekilmeye basladim.” yerine "ben türlü talihsizliklerle asagiya çekilmeye baslamış olabilirim."
  • "Benim hiçbir konuda ondan daha bilgili ve yetkin olmami kabul edemiyor" yerine "Benim hiçbir konuda ondan daha bilgili ve yetkin olmamı kabul etmediğini düşünüyorum."
  • "Bana arkadaslarimi inceden kötüleyip beni yalnizlastirirken, kendi sosyal olmak adina geçmiste kötüledigi insanlarla dost oluyor.” yerine "Bana arkadaslarimi inceden kötüleyip beni yalnizlastirirken, kendi sosyal olmak adina geçmiste kötüledigi insanlarla dost olduğundan kuşkulanıyorum.”
şeklinde düşünceler üretecek bir beyin elektriği yaratmaya gayret edin.

Güzel haberlerinizi bekliyorum.



DİP NOTLAR

Eski Ahit, anlaşılması kolay olsun diye Tevrat olarak isimlendirilmiştir.

Türkçe Tevrat çevirisinde -bize göre hatalı olarak- Müslümanlık yaratıcı tanrısı Allah'ın adı sayılan "Rab" şeklinde çevrilen ismin orijinali "Elohim"dir ve Yahveh'in Eski Ahit, ilk bölümlerdeki adıdır. İlerleyen bölöümlerde "Yahveh" ve "Yahveh Elohim" adlarını alır. (Özel isimlerin de çevirisini yapmak hayli ilginç bir yaklaşım.)

Thoth destesinde standart coin serisinin adı disk olarak değiştirilmiştir.


ANA SAYFA    |    Sorular    |    Astroloji    |    Kuantum    |    Ezoterizm    |    Filmlerimiz    |    İletişim

Dizayn: JANUS722.com    |    © 2015 -