722 Sistemi Majikal Eğitim
Pozitif Enerji Eğitimi
Astroloji Eğitimi
DANIŞMANLIK
SİTEYE ÜYE OLUN
Güncellemeleri hemen haber alın,
üyelere özel sayfalara girin.
ÜYE GİRİŞİ

BU SAYFAYI PAYLAŞIN! >>

Majikal Eğitim Alın | Eğitimin Programını İnceleyin

JANUS'A SORUNUZU İLETİN!

MAJİ

SORULAR ANA SAYFA | TÜM MAJİ SORULARI

Maji | Pozitif/Negatif Enerji | Kuantum ve Bilim | Ezoterizm | Ruhsal Sorunlar | Reenkarnasyon/Ölüm Ötesi/Rüyalar | Astroloji | Fal/Tarot
Müslümanlık | Farklı İnançlar | Yaşam ve İlişkiler | Özel İlişkiler | Janus

SON EKLENEN SORU        |        TÜM SORULAR        |        JANUS'A SORUNUZU İLETİN!        |        ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR

10 Ocak 2022
Besmelenin gücü (Besmele ve Pozitif Sihirli Kelimler)

Merhaba Janus,

Müslüman degilim ve yasamimda da herhangi bir dine yer vermemekteyim. Fakat "bismillah" kelimesi nedense bana güç veriyor. Bu kelimeyi ben küçükken ise her baslamadan önce dedemin agzindan çikmis olmasi aklimda yer edindi ve belki de sebebi budur. Bunu günlük hayatimda "sihirli kelime" olarak kullaniyorum ve her isimin rast gidecegine inanmaktayim. Sence de hayatta bu tür "sihirli kelimeler" var midir? :) Sevgilerle.

YANIT

[EKLEME (12.01.2022)
Aşağıda söz ettiğim "öz sihirli kelimler"e iki sevgili öğrencimden ekleme sözcükler geldi. Bu iki sözcük de dileyenin kullanımına sunulmak amacı ile aşağıdadır: :D
Şiki bambili bop
Tirilaylom

Teşekkürler arkadaşlar. Neşeniz daha da bol olsun. :)
]

Var… ama bence en önemlisi ve iyisi besmele…

Hemen nedenselliğe geçeyim.

Bizim Bölünmüş Evren teorimizi bilirsiniz. Makrokozmos, öncel bir iyilik ve güzellik (ikisi eş kavramlardır) dolu olan ve –bir anlamda- dalga fonksiyonuna benzetebileceğimiz bir evreninin bölünmesi, ya da oradan parça kopması ile var olmuştur. Acıların nedeni budur. Bu durumu bilimsel bakış açısı ile "çökme" olarak yorumluyoruz. Yani bölünen, çökmektedir.

Ama bu düşünceden ben zaman içinde imtina ettim: Bence hala Cennet'te tanrının dizinin dibindeyiz. (İnançsız arkadaşlar için farklı şekilde dile getireyim: "Pozitif alan dahilindeyiz.") Bunu aldatıldığımız için fark etmiyoruz; çöküp-çöküp duruyoruz.

Sözlerimi biri dinsel, diğeri bilimsel iki argümanla kanıtlayayım:

  • Dinsel metinlerde aldanan ve Cennet'ten kovulan insan "dünyaya iner". Yani Cennet hala sapasağlam durmaktadır. Oradan "inerek" (buna çökerek diyoruz) uzak kalan insan bilincidir.
  • Kuantum mekaniğine göre her parçacık (yani evrenin daha fazla bölünemeyen her zerresi) –dikkat edin- HEM DALGA, HEM PARÇACIKTIR. Yani hem mikrokozmosun büyülü ve mantıksız dünyasında (ki, buraya öte alem diyebiliriz), hem de çökmüş olarak (madde olarak) mikrokozmostadır. Lütfen hemen "Bana ne parçacıktan, şundan bundan; ben kendime bakarım" şeklinde şiddet dolu bir içsel bir cümle fırlatmayın. :D Parçacık denilen şeyin en popüleri elektrondur… ve de her çökmüş olan (yani siz-ben dahil bu dünyadaki gerçekliği yaratan) nesne elektronlardan yapılıdır. ;-)
Bu temel bilgiden (teoriden) yola çıkarsak acıdan kaçmanın yolunun YENİ BAŞTAN ZITLIKLARI BİRLEŞTİRMEK olduğu noktasına varırız. Bölünmenin hası dişi-erkek bölünmesidir. Aşk, dişi ve erkek adlı zıtlıkları birleştiren bir aracı/ortam olduğu için kutsaldır.

Şimdi paganizme geçelim.

Paganist ve antik –neredeyse- tüm mitolojilerde evrenin yaratıcısı tanrı bir karı-kocadır. Tanrıça, yani dişi yan baskındır. Baba Tanrı ile birleşerek yaratır ama ilk yaratma ondan gelir. Bu temel mitin çıkışının nedeni olarak iki varsayım bulunur.

  • Bebek yaratan (doğuran) dişi olduğu için mitograflar tarafından yaratılışta üstünlük dişiye verilmiştir.
  • Ana yapı gerçekten de Tanrıça yaratmasına dayalı olduğu için, dişi cins çocuk doğurmaktadır.
Teorilerden hangisi gerçeği yansıtsa da, bu yapı biraz dişiler lehine cinsiyetçi bir yaklaşım sayılabilir.

[Ancak altını çizemek isterim: Bize göre dişiler erkeklere göre daha "has"tırlar.

Hemen argüman sunayım: Dişilerde xx, erkeklerde xy kromozomu vardır. Yani erkeğin BİLE yarısı dişi olduğuna göre, gerçeklik dişidir. Kimi kişiler "Cık, böyle değil; dişi, gerçek yapı olan xy'ye ulaşamamış cinstir, asıl o eksiktir" diyebilirler. Ama bence bu sözleri söylemeden şunu anımsasınlar: Y kromozomu başa bela bir yapıdadır. :D Bu konuda bilgi edinmek adına 722 RAKAMININ SIRLARI - Bölüm 8: Y KROMOZOMU adlı makalemi okuyabilirsiniz.

Eğer orijinal yapı belalı yanı olan y kromozomu kaynaklı ise… valla en temizinden başımız da belada demektir. ;-)
]

Belki de biraz cinsiyetçi olan eski dinin yaratıcı tanrı modeli Müslümanlıkta giderilmiştir ve bu düşünce en güzel şekilde besmelede ortaya çıkar: Besmele Rahim (dişilik, ya da Ana Tanrıça) ve de Rahman (erkeklik ve Baba Tanrı) kavramlarını birleştiren bir manadadır. Mesaj: "Tanrı hepsidir, bölünme yoktur"dur bize göre. Bu düşünce, yani erkekleri betelemeden tanrısallaştırmak ve de dişileri üstünleştirmeden tanrısallaştırmak Arap yarımadası inanç sistemlerinde görülür. O coğrafyada –batıda görülmeyen şekilde- Ay tanrıları erkektir de (dahi manasında "de"). Zaten mitlere göre bölünme öncesi cinsler androjen bütünlük içindedirler. Tanrılar da… Tövbe haşa, yaratıcı da… ya da inançsız arkadaşlar için konuşayım: Öte-evrenin gerçekliğinin yapısı da…

(Bu konuda bilgi edinmek adına 722 RAKAMININ SIRLARI - Bölüm 2: ANDROGYNOUS EFSANESİ adlı makalemi okuyabilirsiniz.)

Ayrıca besmele –doğru bilgileri vermenin ötesinde- benzersiz bir alana, çok büyük bir insan kitlesi tarafından hayrına, uğuruna, kutsallığına inanıldığı için de sahiptir. Bu gerçeğe Jung "Kollektif Bilinç Dışı" adını vermiştir. Bu enerjiden yararlanılmalıdır. Eş deyişle, inançsız ama "uyanık" bir kişi ;-) sözlerimin gerçekliğine İNANIRSA, besmele çekerek pozitiviteyi celp edebilir.

Sihirli sözcüklere ikinci örneğim tabidir ki esmalardır!

Her kişinin, hatta Müslüman olmasa bile (tabidir ki Müslümanlığa antipatisi yoksa; sadece farklı bir dindense, ya da inançsızca) esmaları kullanmalarını öneriyorum. Bunlar hem –yukarıda anlattığım gibi- geniş insan kitleleri (beyinleri) tarafından kullanıldıkları için, hem de orijinal olarak pozitif vibrasyonlar taşıdıkları için (bize göre "pozitif vibrasyonlar taşıyan bozonlar" ya da spesifik olarak "fotonlar" oldukları için) benzersizdirler.

Sistemimizde Kabalistik veya başka popüler batı kaynaklı "tanrı adları"nı değil; esmaları kullanma nedenimiz budur. Müslümanlık –bence- gerçeği çok az kişi tarafından görülebilmiş bir dindir; bütünü ile pozitiftir. İnsan mutluluğuna odaklıdır. Bu nedenle esmalar benzer vibrasyonlar taşırlar. Yahudilik ise korku yaratma, böyle dine çekme ve insanın temelde kötü bir varlık olduğu, değiştirilmesi gerektiği temellidir. Bu yüzden Kabalist tanrı adları –bize göre- doğal olarak olumsuz etkiler taşırlar. Ayrıca Kabalist (veya farklı ekoldeki, hatta satanist) majisyen sayısı ile, Müslüman sayısındaki fark da göz ardı edilmemelidir.

Bu noktada çok önemli bir konunun altını çizmek isterim. Besmele dahil, tüm sihirli (uğurlu) kelimelerin gücünü aktive etmek için beynin ilgili alanlarını kullanmak gerekir.

Sözlerimi açayım. Besmeleyi aracının camına, ya da iş yerinin kapısının üzerine yazan kimse bu eylemini kaza, bereketsizlik ya da benzer bir olumsuz olaydan korku içinde, bir sığınma tepkisi ile yazıyorsa –beynindeki negativite nedeni ile- sözün pozitif alanı ile senkronize olamaz.

Oysa bu kutsal sözcüğü söylerken, yazarken, ya da yazılı olduğu yere bakarken akıldaki düşünce, bizim ekoldeki kişiler için "Bölünmüş evreni birleştiren kutsal söz", Müslüman kişiler için "Allah'ın en benzersiz yanlarını ifade eden beni ona bağlayıcı dost" benzeri bir düşünce varsa liason kurulacaktır.

[Bizler "Beni koru Allahım, bana yardım et Allahım" (Ya da Tanrıçam) benzeri bir duanın yanlış olduğuna inanırız; çünkü bu sözü söyleyen kişi koruma/yardım istediğine göre, Allah'ın her an koruduğuna/yardım ettiğine inanmıyor demektir. Zaten var olan bir durum için istekte bulunmak anlamsızdır. Söz konusu sözlerin varlığı, iman eksikliğinin göstergesi olabilir. Oysa iman tamlığı –en küçük bir kuşku duymadan- onun her an, her saniye, her nano-saniye koruduğuna inanmaktır. Peki olumsuzluklar neden gerçekleşir o zaman? Yanıt basittir; olumsuzlukların nedeni yanlış seçim (düşünce, beyin kalıbı) ile onun koruyucu kalkanını delmektir. Makroda son sözü beyin seçimi söyler.

Zor anlarda dua –bize göre- şöyle edilmelidir: "Rabbim, NE (ya da Şeytan) etkisi altına girmiş, senden uzak kalmış olabilirim. Hatamın bilincinde olduğumu bu sözlerimle kanıtlıyorum. Lütfen ondan daha uzaklaşmam için bana yardım et. Sana gelmeye çalışıyorum ama biraz güçsüzüm. Bana Şeytan etkisinden çıkmam için, hatalarımı göster." Buradaki söylem artık "Sen her zaman yardım etmiyorsun, artık yardım et" değildir.

Bunun da ötesinde kader dedikleri bir şeye hırs içinde, ya da kendine acıma ile, hatta diğerlerine öfke ile edilen dua -bu duygular negativiteyi (Şeytan'ı) celp edeceği için- yaratıcıya kolay ulaşmaz.
]

Bir de spesifik olarak besmele ile ilgili iki önemli noktadan söz edeyim:

  • Besmele, "Bismillah"tan öte, tüm hali ile "Bismillah ir-Rahman, ir-Rahim" şeklinde söylenmelidir; çünkü hedef, Allah'ın iki güzel ismi olan Rahman ve Rahim şeklindeki alanı hem dile (beyine) getirmek ve hem de bunları yan yana anmaktır.
  • Besmelenin yazıldıktan sonra çerçeveletilip uygun yere asılması güzel bir eylemdir; ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta Arap harfleri değil, Türk alfabesi ile yazılmasıdır. Önemli olan ona bakanın onu anlık da olsa okuyabilmesidir (fotonların gözden girip beyne ulaşmasıdır). Ülkemizde Arapça yaygın olarak bilinse, Arap harflerini kullanmakta hiçbir sakınca yoktur; oysa Arapça bilen kişi sayısı çok azdır. (Ancak besmeleyi yazarak kullanacak kişi dindar bir kişi ise ve Müslümanlığı beyninde Arap harfleri ile bağdaştıran bir kalıbı varsa, o zaman HEM Arap harfler, HEM Türk alfabesi kullanarak yazmak en iyi yoldur.
Bu –Arap harfleri- konusunda Bülent Kısa ile hiç anlaşamadığımızı eklemek isterim. (Bu konuda en küçük bir tartışmamız olmamıştır, o ayrı konu.) Kendisi tradisyonel olarak her şeyi Arap harfleri ile kullanmaktan yanaydı. Ancak unutulmamalı ki, bu konu aramızda gündemdeyken bozonlar, fotonlar, beyin aksiyon potanisyeli gibi artık majide kullandığımız bilgiler bu kadar halka yansımamıştı. Yani bu konuları ne o biliyordu, ne de ben.

Bize göre kaligrafinin majikal çalışmada hiçbir önemi yoktur. Çalışma sırasında bir şeyi yazarken sözcüğün enerjisini envoke eden (uyandıran), yazma olayı esnasında beynin o bilgi ile ilgili alanının eksite olmasıdır. Örneğin bir esma kullanılırken, bu ismi Arap harfleri ile yazarken majisyen Arapça bilmiyorsa o sözcük sadece bir şekildir. Ama Türkçe yazarsa, yazdığı anda –tabidir ki esmaların içeriğini iyi biliyorsa, beyninde bu konuda alan yaratmışsa- beyindeki alan eksite olacak, böylece esma alanı ile kontak kurulabilecektir.

Şimdi de konuya biraz eğlenceli bir bilgi katayım. Kendi sihirli kelimenizi kendiniz yaratabilirsiniz; çünkü sözcüğün –besmele gibi- kendi gücünden öte, beyninizde uyandırdığı alan da çok önemlidir.

Kendimizden örnek vereyim: Bu şekilde (PE elp etmek için) kullandığımız sözcükler (bunları bir enerji celb etmek adına kullandığımız için onlara sihirli sözcükler diyebilirim) vardır. Söz konusu sözcükleri ise ritüel sürecinde DEĞİL, akşamları alkol almaya başladığımızda birbirimize e-mail ya da farklı bir iletişim aracı ile söyleyerek kullanırız! Örneğin ilk sözcük genelde "Ne haber Abbas?" ya da "Abbas ne yapıyor?" veya "Haydi Abbas" benzeri bir giriş cümlesidir. Bu cümle zaman içinde gündelik hayatın sona erdiği, eğlence saatlerinin başladığı manasında bir ortak beyin alanı yaratmıştır. Bizler alkol ortamına dertlenme, sızlanma, şikayet etme, sorun dile getirme, aşk acısına yanma, politika konuşma, memleket kurtarma, falancayı kurtarma, kendimizi kurtarma, idea tartışma benzeri konular sokmayız. Alkolün amacı beyindeki kahkaha yaratan alanları tetiklemektir. Abbas sözcüğü bizim beyinlerimizde olumlu bir açılış cümlesidir. Ardından –hiç abartmıyorum- birbirimize pasladığımız anlamsız sözcükler gelir.

Hemen örnek (şaşmaya, hatta belki de küçümsemeye hazır olun): "Hop çiki bade", "Hop çikibades pöf pöf", "Hop çikibades veyfer", "Nede gon, nede gaj", "Gömürklük", "Morkemlirik, "güp güp gabaley"… Liste uzun. Bunların hepsinin çıkış noktası aramızdan biridir. Ardından bir diğerimiz ona bir şey eklemiştir ve giderek sözcük son halini almıştır. Bu sözcükler aramızda kahkahalar eşliğinde söylene-söylene beynimizde olumlu bir alan var etmiştir... eş deyişle sihirli sözcük artık hazırdır. Gün içinde bunaldığımız anlarda DA bu sözcükleri söylemek, beyinde ilgili alanı eksite edecek ve sıkıntılı NTler salgılarını durdurmaya, daha olumlu bir NT kombosu yaratmayan neden olacaktır.

Ancak bu özgün sihirli sözcüklerin "işlemesi" için gülmeye (ataerkide "saçmalık" olarak engellenen alanlardan uzak durmamaya) hazır/istekli bir beyin süredurumu içinde olmak şarttır. Dozunda saçmalamak (dileyen buna "çocuklaşmak" diyebilir) beyinde, mikro-evrensel ya Basit alanı ile liason kuracaktır.

Bu alışkanlığımızı bir gün whatsapp aracılığı ile bir arkadaşımla paylaşmaya kalktım. Önce anlamadı, "Bu sohbet nereye gider?" şeklinde tepki gösterdi (Kelimeler ona ait)… sonra ona durumu açıkladım ve o da alıştı… Hatta sonunda bize "Bom çikibella" şeklindeki sözcüğü armağan etti. Beni okuyorsa selam ve bir kez daha teşekkürler ederim. :D O zaman hemen bir öneride bulunayım: Esmalar ile içli dışlı değilseniz (içeriklerini bilmiyorsanız, manalarına hakim değilseniz, beyninizde esmaların alanı aktif değilse) kendi sihirli sözcüğünüzü kendiniz yaratın. ;-)

Sonuç olarak: Müslüman olmadan bu güzel dinin hayrını sezme yeteneğinizi kutlamam izin verin. Bu seçim, bağnaz kalıplara takılı kalmadan, evrende var olan her şeyin iyi yanını, ya da farklı güzellikleri seçme gücünü göstermekte… Bu yeteneğin pozitif geri dönüşünü gençken (30lu yaşlar da gençtir) fark etmek pek kolay değildir; ama yaşlılıkta güzel şeylerin sizi bekleyeceğini söylemek için kehanet yeteneğine gerek yok. Sakın değişmeyin. :)


ANA SAYFA    |    Sorular    |    Astroloji    |    Kuantum    |    Ezoterizm    |    Filmlerimiz    |    İletişim

Dizayn: JANUS722.com    |    © 2015 -