722 Sistemi Majikal Eğitim
Pozitif Enerji Eğitimi
Astroloji Eğitimi
DANIŞMANLIK
SİTEYE ÜYE OLUN
Güncellemeleri hemen haber alın,
üyelere özel sayfalara girin.
ÜYE GİRİŞİ

BU SAYFAYI PAYLAŞIN! >>

Majikal Eğitim Alın | Eğitimin Programını İnceleyin

JANUS'A SORUNUZU İLETİN!

MAJİ

SORULAR ANA SAYFA | TÜM MAJİ SORULARI

Maji | Pozitif/Negatif Enerji | Kuantum ve Bilim | Ezoterizm | Ruhsal Sorunlar | Reenkarnasyon/Ölüm Ötesi/Rüyalar | Astroloji | Fal/Tarot
Müslümanlık | Farklı İnançlar | Yaşam ve İlişkiler | Özel İlişkiler | Janus

SON EKLENEN SORU        |        TÜM SORULAR        |        JANUS'A SORUNUZU İLETİN!        |        ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR

28 Şubat 2022
Bülent Kısa, Kblan Tragna ve Bilgi Kağıtları

Bülent Kisa'nin Kblan Tragna kitabini vakit buldukça okuyorum. Kitabi okumaya basladigimda aklima sizin ''Hergün evime bilgi kagitlari gelirdi. Bilgi kagitlarini getiren üstad o kadar çok sigara içerdi ki kagitlar parfüm ve sigara karisimi kokardi'' cümleniz geliyor. Size gelen bilgi kagitlarinda kabalistik bilgi ve metodlar mi vardi sadece? Bilgi kagitlarindaki güç sözcükleri Ibrani Tanri Isimleri miydi yoksa Esmalar ve Hindu mantralari da var miydi? Egitimdeki bilgi kagitlari çok eskiden size gönderilen bilgi kagitlarina benzer mi? Mesela egitimde kabalistik pratiklerden Gematria,Temura ile ilgili örnekler var mi? Gematria ve Temura'nin majide kullanildigini okumustum. Tabii nasil kullaniliyor ayrintili bilmiyorum sadece mantik yürütebiliyorum.

YANIT

Yanıtlarıma Kblan Tragna hakkında bildiklerimi söyleyerek başlayayım. Benden böyle bir talebiniz olmasa da, sözlerimin bu sayfayı izleyenlerin ilgisini (geçmiş günlerden esintiler babında) çekebileceğini düşünüyorum. Ayrıca Bülent hakkında anlattıklarımın Bülent'i seven ve benimseyen arkadaşların hoşuna gittiğine de inanmaktayım.

Bülent bana adı geçen ekolü Ozan bey (Güner) ile birlikte bir bedensiz varlıktan almakta olduklarını anlatmıştı. Ozan bey ile hayatımda sadece bir kere (sanırım 1990 yılında) konuşma fırsatım oldu. O zamanlar henüz kitapevi sahibi idi ve babası hayattaydı. Eşimle birlikte kitabevine gitmiş, "pat" diye "Ben sizi tanıyorum" sözleri ile kendimi tanıtmıştım. Edindiğim izlenim, güler yüzlü ve pozitif bir kişi olduğu önündeydi.

Bülent'in söylediğine göre Ozan bey, Bülent tarafından uyutulduktan sonra hipnoz altında astral (Kabalist) katları tek tek geçiyor ve sonunda saki adlı bir varlık aracılığı ile bilgi alıyordu. O zamanlar sistemle ilgilenmediğim için konuya fazla da aklımı vermedim. Ancak Bülent'in Ozan beyin hipnoz altında "darbeler aldığı" hakkındaki sözleri aklımda kaldı. Bir süre sonra bana ekolden bazı çalışmalar da verdi. Kişisel olarak metodu kendime yakın bulmadım; anlamadığım garip kelimelerin zikrini yapmak çekici gelmedi. Belki de bu yüzden verdiği bir-iki çalışmadan sonuç alamadım.

(Bu yanıtı yazmaya başladığımda İLK KEZ bu ekol nedir, ne değildir diye biraz web'de arttım; gördüm ki ruhsal gelişim ile de ilgiliymiş. Ancak Bülent bana aldığı bilgilerde bu içerikte bir şey olduğundan hiç söz etmemişti.)

Bu günkü bilgilerimle onun haberci varlığına da pek sempati duyamadığımı ekleyeyim. Aslında kendisini hiç tanımasam da, görüntüsünün bize ters olması bende bu hissi yaratmakta...

Bizde görüntü (fiziksel görünüm) önemlidir. Bizler güzelliğe, güzelliğin kutsallığına, güzelliğin iyicil yaratıcının en bariz özelliği olduğuna, bu yüzden sadece erdemlerle değil, güzelleşerek de tanrıya ulaşılacağına inanırız.

Müslümanlıkla ortak bir noktadan söz edeyim. Hz. Muhammet'in gözlerine sürme çektiği bilinmektedir. Günümüzde bile "Göze sürme çekmek sünnettir" inancı vardır.

Güzellik olarak ifade edilen görünümün ise bizde bazı kuralları da bulunmaktadır. Örneğin kel kafa fazla sevilen bir nitelik değildir. Gür saçlara sahip olmak ise bir ayrıcalık, tanrının bir lütfu, kutsallıkla eş görülür.

Hazreti peygamberin uzun saçları olduğu, saçlarına bakım yaptığı, onları dört parça olarak şık denilebilecek bir yaklaşımla bağladığı sahabe tarafından anlatılmıştır.

Ayrıca sakal, hele ki uzun sakal, bizde hiç-mi-hiç sevilmez.

Müslümanlık sakal ile sanıldığı gibi bir ilişkide de DEĞİLDİR. Sakal kesek haram değil, sadece mekruhtur. Sünnet olan ise "bir tutam, yani çene altından itibaren avuçlanacak şekilde" uzatmaktır; "daha aşağı bırakmak" da mekruhtur.

Hz. Muhammet sakalı "fıtrata uygun" (erkeğin doğal yapısına) olduğu için önemsemiştir. Hadislerde "sakal bakımı" ön plandadır. "Saldım çayıra" tipi sakalının tutulmadığı buradan anlaşılabilir.

diyanet.gov.tr
Hz. Peygamber (s.a.v.) sakal bırakmayı fıtrata (yaratılış değerlerine) uygun davranışlar arasında saymıştır (Buhari, Libas, 62; Müslim, Tahare, 56; Ebu Davud, Tahare, 29; Nesai, Zîne, 1). Nitekim kendisi de sakal bırakıp bunun güzelce bakımını yapmış ve bir tutamdan fazlasını kesmiştir.

Oysa Yahudi kutsallarının (örneğin hemen aklıma gelenlerden İlyas, Elişa, Yeremaya) görsel olarak iticilikleri, hırpanilikleri, acayip görüntüleri, hatta kellikleri bizzat Tevrat'ta anlatılır.1

[Erkek adlı cinsin saçlarının belli yaşta dökülme kaderine ve doğal halimizin kadınlar gibi sakalsız değil, sakallı olmasına bakarak hangi cinsin daha pozitif olduğu hakkında yorum yapmak olasıdır belki de. :DDD

Başında -kel kafaya yakın oranda saç bulunan- bir hazret olarak çuvaldız kendime batırılmıştır, kimse merak buyurmasın. :D

Arkadaşlar, size –bana sorulan sorular kapsamında olmasa da- Müslümanlıktan söz ediyorum, belki sizi kasıyorum, ama amacım bu güzel dinden –yanlış tanıtım nedeni ile- ürken dostların bu tedirginliğini aşmalarına yardımcı olmak. Bu din, belki de sandığınız değil, bambaşka içerikte. Size -yıllar önce hasb-el kader keşfettiğimiz- bu durumu kendi kanılarım, yorumlarım değil; hadisler ve güvenilir kaynaklardan alıntılarla anlatmaya çalışıyorum. Çevremizde güzel bir din var, neden mutlu olmak adına alelacayip yerlere ulaşabilirken (bu sözüm kırıcı olabilir, düzelteyim, "zor yolu seçerken" diyeyim) bu dinle kollabore olmayasınız ki? İsrailliyatı birazcık sollayın, çok ılık ve rahatlatıcı bir içerik sizi bekliyor olabilir.

Bana inanın, elinde ciddi veriler olmadan, romantik yaklaşımlarla bir şeyi sevecek karakterler değiliz; paganist ve azgın adamlarız. (Şaka :)) Ve hala da Müslümanlığa büyük saygı ve sevgimiz var.

Yani asıl mesajım şu: Her ne olursanız olun, kendinizden fire vermeden, çevrenizdeki güzelliklerle el sıkışmak mümkündür. Bir şey kaybetmez, kazanırsınız.
]

Bülent'in varlığı ise kel kafalı ve uzun sakallıydı.

Ancak az önce söylediğim gibi, kendisi hakkında başka hiçbir bilgim yok, belki çok iyi ve hayırlı bir varlıktır; gerçekten bilmiyorum. Hemen ekleyeyim: Bülent bana varlığının kendisine aynalardan geçilebileceği bilgisini verdiğini söylemişti. Varlığın, bu değerli bilgiye haiz olmasının ötesinde, bunu insanlarla paylaşması da önemli bir durum… Bu nedenle kendisini onurlandırmadan da geçmek istemem.

Ekol hakkında bilgiler bana verildiğinde artık büyücüydüm. Yani bilgi kağıtlarını almakta olan inisiyeliği geride bırakalı çok olmuştu. Bülent'e açıkça bu çalışmalarla ilgilenmediğimi söyledim. Yine de verdiği birkaç talismandan etkilendiğimi, bunları kafama göre değiştirdiğimi, yine sonuç alamasam da bir kolyeme ve bir bileziğime çizdirdiğimi eklemek isterim. Açıkçası görsel olarak son derece çarpıcıydılar.

Şimdi de Bülent ile devam edelim.

Kendisi çok sistematik ve düzenli biri olmakla kalmazdı, hayatta gördüğüm en eli açık kişiydi. Bir gün bana geldiğinde, içinde olduğum maddeselzorluğun gerçek boyutunu bir rastlantı eseri görmüş ve bana para vermişti. O paranın cüzdanındaki son para olduğunu ve eve dönebilmek için bir arkadaşına uğrayıp borç aldığını yıllar sonra öğrenecektim. Bilgi açısından da çok eli açıktı. Sahip olduğu dokümanları layık bulduğu herkese verir, ya da yollardı.

Ancak onu kanatsız melek olarak tanıtmak istemem. Bizim ekolde ise –eğer melekler erdemler adlı niteliklerin orijinal sahibi iseler- bir çeşit kanatsız melek olmak hedeflenir. Meleklerden farkımız, cinsellik konularına verdiğimiz önemdir. Standart melekler ise aseksüeldirler.

Bülent ise bu görüşte değildi; yani bizler gibi erdemlere sahip olmak gibi bir özel çabası –bildiğim kadarı ile- yoktu. Bu nedenle ürkütücü bir düşmandı. Üstelik gerek beden olarak, gerek majikal açıdan güçlüydü… dahası gerçek anlamda korkusuzdu ve savaşçı bir yanı vardı.

Bedenen tehlikeli bir düşmandı deme nedenim kendisinin ileri düzey Teaekwon-do'cu olmasıdır. Zan-Shin kılıç ustasıydı, parasının büyük bir bölümünü kılıçlar satın almak için harcamaktan çekinmezdi. Bir gün ona ödediği bedelin yüksekliğinden söz açıp, yaptığı bu masrafın gereksizliğinden söz ettiğimde bana gülerek "Ben oyuncak almazsam duramam" diye yanıt vermişti. :)

Ben her zaman onun benden güçlü bir majisyen olduğuna inanmışımdır. Bu inancım için size mantıklı bir argüman, yaşanmış ve kanıt yerine geçecek bir olay sunamam; kanım –uzun yıllar boyunca süren dostluğumuzda- yaşanılıp unutulan olayların var ettiği kanılar ve onlar bazında gelişen bir sezişe dayalıdır.

Bizler ise bize atılan darbeleri kolay-kolay geri yansıtmayız. Diğerleri ile savaşmak bize uygun değildir; bizler ilerlemek adına kendimizle savaşırız. :)

Bülent ise aldığı darbeleri muhakkak geri yansıtırdı.

Ve bence bu yanlıştı.

[Bir topa aynı şiddetle vurursanız top öncekine oranla daha şiddetle seker. Size kötü niyetle atılan top için de aynı durum söz konusudur. Ona karşılık verirseniz, topun geliş hızının artmasına neden olursunuz. Bir diğer söyleyişle atılan top, edilen kötülük ise, kötülük geri yansıtılarak abartılmış olur.

Ayrıca size atılan topu geri yansıtma arzusu, top fırlatanı yere yıkmak, ya da size verilen zararın benzerini verme arzusundan doğar. Oysa böylece kişi, kendisine kötülük eden ile aynı konuma gelmiş olur, yani ondan farkı kalmaz; böylece kendisine yapılanı eleştirmeye de hakkı olmaz.

Hepsinin ötesinde, topçuya hasar vermek egoyu anlık ve kısa süreli tatmin etmekten başka işe yaramaz. Buna karşın kötülük olarak adlandırılan frekans, abarmış olarak çevrede kalır. Darbe atan yerle yeksan edilmiş olsa bile, abartılan kötülük yüzünden, kişi hayatın bambaşka alanında kafaya yiyeceği farklı bir topu artık bekleyebilir. :)

Size fırlatılan kötülük topları karşısında yapılması gereken öncelikle öfke ve korkuya hakim olmak, ardından HANGİ HATANIZ yüzünden bu duruma maruz kaldığınızı kısaca, yani felsefelere dalmadan gözlemek ve nedeni bulmaya çabalamaktır. Kötülük topları kişisel davet (hatalı davranış, NE celbi) olmazsa adama nadiren isabet ederler.

Korku ve öfke yenilebilmişse, çözüm kişiye fısıldanır. Ya da hiçbir karşılık vermeseniz de, topçu hazret ile yaşanan sorun bir şekilde çözülür. Özetle, kişiye yapılan haksızlıklar ve düşmanlıkların gerisinde bunu yapan kimlikten ÇOK, topu yiyen kafanın içindeki beyindeki hatalı elektrik vardır. ;-)

Anlattığım sistem, hz. İsa'nın "Bir tokat yiyince diğer yanağını çevir" yaklaşımından farklıdır. Dallamanın biri size tokat atarsa bu iş top atma meselesini geçer. Herifin yakasına –olay sakinleşince oturup durum incelemesini daha bir derin yapmak kaydı ile- yapışabilir, attığı tokadın Osmanlı versiyonunu patlatmaya girişebilirsiniz. :D Ama bu tarz cascavlak darbeleri olağan yaşamları olan kişiler nadiren alırlar. Genelde yaşanan sorunlar "sanal kötülük topları" çerçevesindedir ve bunlara bizim metot ile karşılık vermek çok daha rantabldır.

Bu sözleri dostumu kötülemek ya da eleştirmek değil; aradaki görüş farkını, bizim zaviyemizden anlatmak için ettim. Ve hemen özlü sözümüzü ekleyeyim: Herkes farklıdır ve rahat bırakılırsa herkes kendine neyin gerektiğini bilecek kapasitededir.
]

Şimdi asıl sorunuza –sonunda- geleyim.

"Size gelen bilgi kagitlarinda kabalistik bilgi ve metodlar mi vardi sadece?"
Getirilen kağıtlardaki bilgiler Kabalistik ve İslami maji hakkındaydı. Bu nedenle bir süre Kabalist metotlarla çalıştığımı söylemek isterim. Ama yine de her çalışmada elime imajinatif "ışın kılıcı" alıp göklerden ışık filan indirmek beni güldürürdü. Hele ki çevremde koruyucu daire çizmek –bana göre- tam da safsatadır. Bunun gerisinde içine girdiğin ortamdan ve buradaki çalışma arkadaşlarından(!) korkulduğu düşüncesi vardır. Zaten Yahudilik korku ve korkutma üzerine kuruludur. Onun uzantısı olan Kabala'da da aynı yaklaşım tam gaz etkindir. Varlıklar korkutularak çalışmaya zorlanır, büyücü korunmak için kendini majikal çerçeveye alır… neler-de-neler. Bunca yıl (bu "bunca yıl" sözcüğünün açılımı "yirmi yıldan fazla zamandır"dır) kendimi ne daireye aldım, ne küreye girdim, ne silindire sığındım… yıkılmadan, sapasağlam (ve de bu yaşta aşırı yaramaz olarak ;-) ) ayaktayız çok şükür. :D

Peki Bülent bu işleri yapar mıydı?

Bilmiyorum.

Ama hiç sanmıyorum.

Benim tanıdığım kadarı ile Bülent genelde İslami yöntemle çalışırdı ve bir şeyden korkmaz, kendini çerçeveye falan almazdı. Hatta konuşmalarımız sırasında defalarca apaçık şekilde Kabala'daki zorlamaları "Ne ya, bu icbar-micbar etmek, varlık zorlamak" (sözcükler kendine aittir) diye eleştirmişti.

" Bilgi kagitlarindaki güç sözcükleri Ibrani Tanri Isimleri miydi yoksa Esmalar ve Hindu mantralari da var miydi?"
Bilgi kağıtlarında hem Kabalist tanrı, spirit, antite vb. adları, hem de İslami esmalar vardı. Ayrıca bana çok önemli dört grimoir'in kendi eli ile yazdığı nüshalarını (fotokopi olarak) getirmişti. O zamanlar bende bilgisayar yoktu, internet diye bir şeyin adı duyulmamıştı. Şimdi bu dört kitap internette, almayanı dövdükleri yapıda, çoluk çocuğun elinde… :)

Ama hayır, bana Hinduizm hakkında hiçbir bilgi verilmedi.

Esmalar ise ayrı bir konu. Bizim bu kadar esmalara yakın olmamızın gerisinde ben, benim esmalara bu kadar yakın olmamın gerisindeki ilk neden Bülent'tir. Kendisinin çok farklı esma yorumu vardı. Anlamlardan farklı anlamlar çıkartır ve onları –geleneksel kullanımdan- daha değişik alanlarda kullanmaya teşvik ederdi. Ben de onun gösterdiği yoldan ilerledim, bu gün arkadaşlarımla ortak karar ile esmaları çok farklı konularda aktive etmekteyiz. Bu konuda yanıtlarımda bazı bilgiler var. Sorular sayfasında aratırsanız, bazılarına erişebilirsiniz.

[ Bir örnek vereyim: Disiplinsizlik, Zeka (Kendin Olmak) başlıklı yanıtımdan alıntı yapayım:
"Artık beni izleyenler dans ettiğimi biliyorlar; rahatça bir çalışmamdan söz edeyim: Bedenimi eski esnekliğine getirebilmek için Musavvir esmasını kullanıyorum… inanılmaz yararı oldu. İsmi lazım değil ;-) bizim arkadaşlardan biri Musavvir'in sadece beden dışı (madde dışı) ortamda üretmek üzerinde etkin olabileceğini söyledi. Ben bir devrim yaptım ve bedenime uyguladım… sonuç tatmin edici oldu. Yani Musavvir'i beyin kıvrımlarınızı derinleştirmek, hatta yara izlerini geçirmek için bile –bence- kullanabilirsiniz. Yine bir tüyo: Çalışmaya Bari'yi katmayı unutmayın."
]

" Egitimdeki bilgi kagitlari çok eskiden size gönderilen bilgi kagitlarina benzer mi? Mesela egitimde kabalistik pratiklerden Gematria,Temura ile ilgili örnekler var mi?"
Kesinlikle benzer değil. Bilgi kağıtları bana ayda bir gelirdi. (Onları nasıl bir iştiyakle beklediğimi hatırladım, gözlerim doldu. :) ) Bizim eğitimde ise dersler günlük olarak yollanıyor.

Ayrıca bizim eğitimde –esmalar dışında- hiçbir İslami, Kabalistik ya da başka bir ekolden alıntı/bilgi bulunmamaktadır. Tüm eğitimler özgündür. Çıkışları kendi araştırmalarımıza dayalıdır. Gerek sunulan mentalite, gerekse pratik olarak verilen her bir bilgi, tarafımızdan denenmiş ve olumlu sonuçlar alındıktan sonra eğitim kapsamına alınmıştır.

" Gematria ve Temura'nin majide kullanildigini okumustum. Tabii nasil kullaniliyor ayrintili bilmiyorum sadece mantik yürütebiliyorum."
Bu konuda bilgisi olmayanlar için sözcüklerin karşılığını Wiki'den vereyim: " Temurah is one of the three ancient methods used by Kabbalists to rearrange words and sentences in the Bible, in the belief that by this method they can derive the esoteric substratum and deeper spiritual meaning of the words (the others are Gematria and Notarikon)." (Kendi İngilizcemle çeviri yapmak istemediğim için orijinal şekilde bıraktım. Merak edenler, çeviri yapan onlarca sitenin birinden yararlanabilirler.)

Kişisel olarak her ikisinin de uydurma olduğuna inanıyorum. Ama bu sadece benim KANIM. Üzerinde zerrece araştırmamız yok, bu nedenle sözlerimin fazla üzerinde durmayın. Bu cümlemin nedeni, Kabalistlerin Yahveh'lerini yüceltmek için onlarca yol icat ettiklerini bilmemdir.

Benim bildiğim fonon ve fonitondur ve her ikisi de bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Fonon, basitçe, sesin fotonudur. Foniton ise –dikkat buyurun- fononun bazı ortamlarda elektron ile ilişkisini kuran parçacıktır. Yani –basitçe- ses, elektronu etkilemektedir. Tüm evren elektronlardan yapıldığına göre varın gerisini siz düşünün.

Harfler ise seslerdir; bu nedenle –ezoterik olarak- her birinin bir fononu olduğu varsayılabilir. Özetle, sesler –kuantum düzeyinde- (ki, bunun anlamı "majinin yapıldığı yer olan astral düzeyde"dir) maddeyi etkilemektedirler. Bu nedenle belli seslerden (harflerden), belli amaçlar için esmalar2 üretmek ve bunları majikal amaçlı kullanmak Ortaçağ okültizmciliği sayılmamalıdır. (Bu konuda eğitimlerimizde bilgi var. Akrofonoloji esasında tanrı adı yaratma derslerine yer verdik.)

Ancak bu sesleri -ilahi ve gizemli mesajlar vermek adına- bildik kelimler, hele ki cümlelere ibla etmek (hapsedebilmek, sınırlamak) mümkün müdür? Bence değildir. Olsa olsa cümlenin fonon enerjisi ölçülebilir.

Ama bu kez de karşımıza şu sorun çıkar: Bu enerji nasıl ölçülecektir? Her harfin enerjisi nasıl anlaşılacaktır?

Kabala ve İslami maji bu yönde harflerin alfabe yerlerine göre belirlendiğini iddia eder; gelgelelim, her harf (ses) farklı alfabelerde farklı yerlerdedir. O zaman hangi alfabe doğrudur?

Ortaçağda işi gücü olmayan adamlar böyle işlere merak sarmış ve bu konulara kafa takıp, bir dolu şey yazıp çizmişlerdir. Şimdiki devir ise Kuantum devri. Bu eski hazretlerin işlerinin pek çoğu, akla yatkın şekilde raporlarla elimizde. Üstelik çağdaş yaşamda yapacak çok işimiz var. Artık çalışma saatleri yoğun… eğlence hayatı da… Bu yüzden bence yok Gematrieymış, yok Temurahmış kafaya takmak tam da zaman israfıdır. ;-)

Ancak yine söyleyeyim: Seçimler kişiye özeldir. Ve korkusuzca (içten gelerek) yapılan HER seçim KİŞİSEL doğruluk taşır, yarar içerir.

Danışın; yani meraklı olun, sorular sorun. Danışmak, bilgi haznesini zenginleştiricidir. Ancak söylenenleri daima KENDİ bilinç (karakter/birikim) filtrenizden geçirerek kabul ya da reddedin.

Öz gerçekliğinizde (ölçüm ile var ettiğiniz ve içinde yaşadığınız dünyada) sizden büyüğü yok. Kendini göklere çekip süper kahraman ilan etmeden, sakince (PE içinde) "Ben hulus-i kalple inanıyorsam, sistemim işler" demek mümkün... tabidir ki işlediğini görmek de.

Bazı tiplerin "Oh-oh, ne iyi, kendi dünyamda istediğim işi yaparım o zaman. Yani bu adamın lafını okumama artık gerek yok" dediğinden nedense kuşkulanıyorum. :)

Ama kazın ayağı öyle değil dostum.

Pis işlere sıvanan, çektiği enerji YÜZÜNDEN, yani o enerji ile sınırlanır. Çektiği enerjinin tek bir amacı vardır; o da kendini davet edenin işlerin tepetaklak etmek…

Neden böyledir? Yanıt basit; çünkü ancak böyle (tepetaklak ederek) acı, kaygı, elem, pesimizin (say-da-say) ürettirir… bunlar da onun peşinde olduğu besinlerdir.

Üç-beş geçici arzu için hazrete av olmak çok da gereksiz derim ben.

Karar yine de sizin. ;-)



DİP NOTLAR

[1] Sözlerimin hedefi Yahudilik dinini benimsemeyi seçmiş ve hala da pozitif olan arkadaşlar değil; yüzyıllar önce insanlar tarafından yazılmış bir kitabın içeriğidir. Detaylı bilgi için tıklayın!

[2] Esma, isim demektir. Allah'ın adlerine ise Esma-ül Hüsna (Tanrının Güzel Adları) denir.


ANA SAYFA    |    Sorular    |    Astroloji    |    Kuantum    |    Ezoterizm    |    Filmlerimiz    |    İletişim

Dizayn: JANUS722.com    |    © 2015 -