722 Sistemi Majikal Eğitim
Pozitif Enerji Eğitimi
Astroloji Eğitimi
DANIŞMANLIK
SİTEYE ÜYE OLUN
Güncellemeleri hemen haber alın,
üyelere özel sayfalara girin.
ÜYE GİRİŞİ

BU SAYFAYI PAYLAŞIN! >>

Majikal Eğitim Alın | Eğitimin Programını İnceleyin

JANUS'A SORUNUZU İLETİN!

MAJİ

SORULAR ANA SAYFA | TÜM MAJİ SORULARI

Maji | Pozitif/Negatif Enerji | Kuantum ve Bilim | Ezoterizm | Ruhsal Sorunlar | Reenkarnasyon/Ölüm Ötesi/Rüyalar | Astroloji | Fal/Tarot
Müslümanlık | Farklı İnançlar | Yaşam ve İlişkiler | Özel İlişkiler | Janus

SON EKLENEN SORU        |        TÜM SORULAR        |        JANUS'A SORUNUZU İLETİN!        |        ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR

5 Mayıs 2022
Cinler, Demonlar

Demonlar kimdir nedir kötümüdür yoksa kadim tanrilar midir?

YANIT

Editörün notu: Bu yanıt kısaltılıp makale tarzında düzenlenerek Ezoterizm bölümüne CİNLER, DEMONLAR ve EM (Elektromanyetik) ALANLAR adıyla yüklenmiştir.

Sorunuzun içeriğinden onların varlığına inandığınızı anlamak zor değil. Yani ilk adımda yanıtımın sizi tatmin etmeyeceğini (inandıklarınızla çeliştiği için hoşunuza gitmeyeceğini) varsaymam zor değil. Bu yüzden sizinle papaz olmamak adına biraz esnek görüşle yanıtımı okumanızı rica ediyorum. :)

İlk olarak (soruyu soran kardeşime değil ortaya) şunu diyeyim: Kadim tanrılar kim ki? Emekli olan tanrılar mı? :)

İnsanların bu okült jargonu aslı astarı, gerçeklik kat sayısı nedir diye düşünmeden benimsemesi beni biraz gülümsetiyor, biraz üzüyor. Zamanında ben herkesten bol kullandım; bu yüzden sanırım aslında "ti ye almak" istediğim tek kişi kendimim. :DD Okült son derece "Ne diyosam odur" havada kendini sunar, o kadar ki herkesi efsunlar, millet topluca "ne diyosa odur" diye düşünmeye koyulur. Ancak bu işin sonunda "cin çarpar" lafına şıp diye inanmak da vardır… daha ötesi de…

Bu dokundurmadan sonra bizim sistem aspektinden demon, cin, hatta melek adlı kimliklerin varlığı hakkında konuşmaya başlayalım.

Önce iki postüla ortaya koyalım.

1- Maji, evreni arzuya göre yeniden şekillendirme marifetidir.
2- Bilim ile evrenin nasıl şekillendiği ortaya çıkmıştır; yani evreni (makrokozmosu) var eden atölye deşifre olmuştur. Bu atölye mikrokozmos adlı, atom altı evrendir. Bu evrende kural yoktur, ya da var olan çalışma sistemi makroya o kadar benzememektedir ki, bu yapıya "kural yoktur" denilir. Orada her şey birden var olur, aynı anda iki ya da daha fazla yerde var olur, duvarlardan geçer, bir diğeri ile iç içe geçer… neler, neler olur. Oraya bu yüzden bir "masal alemi" demek mümkündür. Bir alay kurallar çerçevesinde işlediği için "sıkıcı" diyebileceğimiz bizim evren, böyle bir masal aleminde var olmaktadır. (İşte bu bizler yüzden "fizik biliminden korkmayın, bilim eski bilim değil, artık bir masal ortamı" demekteyiz.) Bu evreni deşifre eden, yani çalışma prensibini (masalın var oluş biçimini) ortaya koyan bilime Kuantum mekaniği denir.

Ve bir sonuca varalım (hüküm verelim).

Makro (bizim evren) mikroda oluştuğuna göre,
maji de evreni arzuya göre yeniden biçimlendirmek olduğuna göre,
demek ki majinin atölyesi de otomatikman makronun atölyesi mikro olacaktır.

Cinler, demonlar, majikal tanrılar (yani majide kullanılan güçler), antieler, spiritler ve okültizmin her ne kadar sevgili varlığı varsa hepsi topyekun majinin var edildiği, ya da işlediği, çalıştığı yere ait olduklarına göre, demek ki onlar da mikro varlıklarıdır. Daha açık bir söyleyişle, mikro varlıklarının –mikro keşfedilmeden önceki- sembolizasyonlarıdır.

Bu sembolizasyon, (yani doğa üstü denilen, aslında makroya ait olmayan varlıklara insan görünümü ve karakteri vererek sembolize etme yaklaşımı) en bariz şekli ise Yunan mitolojisinde görülür.

Bu yaklaşımın babası ise Hesiodos'tur.

Hesiodos çağdaş anlayışa göre mitograftır; oysa aslında basbayağı diğer alemden ilham alarak kitap yazan bir peygamberdir. Ama aldığı ilhamı İlk Çağ'da yaşayan bir insan beyni ile kaleme almıştır. Hesiodos, Theogonia'sında evrenin meydana gelmesini gerçeğe inanılmaz bir paralellikle anlatır. Ama bu anlatımdaki roller insana benzer tanrılara aittir. Farklı bir söyleyişle, yaratılış sürecindeki tüm güçler, enerjiler, kuvvetler vb. birer insana benzer görünümlü, insana benzer karakterli tanrılar ve alt tanrılar olarak algılanmışlardır.

Yunan mitolojisinden sonra gelişen tüm majikal sanatlar ya da ilimler aynı yoldan ilerlemiş, makroyu var eden her bir şeye bir karakter ve görünüm vermiştir… bu karakter ve görünümlerin pek çoğu insana benzer, ya da insan özelliklerinden türetilmiştir.

Buraya dek anlattıklarımı toparlayayım: Cinmiş, ifrtimiş, tanrıymış, şuymuş-buymuş gibi kimlikler aslında mikroda var olan kuvvetler, kuvvet taşıyıcılar, parçacıklar, enerjiler ve benzerleridirler. Mitoloji nedeni ile bunlara insani kimlikler yüklenmesi durumu yaygındır. Daha kısa bir örnekle: Pek çok cin gibi, Aladdin'in cinin insan benzeme nedeni mitolojilerdir.

Peki; bunlar genelde insanlara empoze edildiği gibi bilinçli midirler? Soruyu daha açık soralım: Bunlar iyilik ya da kötülük yapabilirler mi?

Bu kritik sorunun yanıtı hem evet, hem hayırdır!

- Evet, bunlar insana zarar verebilirler, ya da hayr sağlayabilirler.
- Hayır, bunlar söz ettiğim eylemleri bir bilinçle, yani bir seçim kabiliyeti ile değil, sadece olağan yapıları gereği ifa ederler.

Nasıl ki elektrik, insan adlı varlığı çarparsa, bazı enerjiler de çarpar.
Nasıl ki manyetizma, insan adlı varlığa –hem ruhsal, hem bedensel- sağlık verirse, bazı enerjiler de yarar sağlar.
(Manyetizmanın hayrı/yararı hakkında bilgi edinmek adına TMU (Transkraniyal manyetik uyarım) Nedir? (Depresyon, Manyetizma, Obsesyon) adlı makalemi okuyabilir; manyetizmanın yapısı ve hayrının ezoterim temelli bilimsel izahı için Manyetik Maji adlı eğitimimize katılabilirsiniz.)

Söz konusu mikro varlıkları (yani evrenimizi var eden şeyler) günümüzde bilim adamları tarafından yakından incelenmektedirler… Nerede mi? LHC ve benzerlerinde… Burada söz konusu varlıklar (temel parçacıklar) birbirlerine çarpıştırılmakta ve sonuçlar izlenmektedir. Yani eskinin cinleri, demonları ile çağdaş bilim adamları pek yakından haşır neşirdir, ama hiç biri çarpılmamaktadır.

Ancak bu deneyler sırasında bir karadelik yaratma olasılığı hep vardır. Eğer bir dikkatsizlik sonucu bu felaket yaşanırsa söz konusu durum, büyük ya da küçük çaplı bir "cin çarpması" olarak nitelenebilir.

Daha da ileri gidelim ve diyelim ki: Onlar insana ciddi ölçüde zarar verebilirler… tabi ki yarar da…

Konuyu daha açalım.

Mikronun en önemli şahsiyetlerinden olan, evrenin tutkalı adı verilen ve evrendeki dört kuvvetten biri olan EM'nın askerleri, yani güç taşıyıcıları, ya da radyasyonları olan fotonlar, farklı dalgaboyları taşırlar. Bu farklı dalgaboylu fotonlar, EM tayf adlı bir çizelgede gösterilirler.

Daha basitçe dile getirelim mi?

EM, evrendeki dört kuvvetten biridir.
EM'nın güç taşıyıcılarına fotonlar denir.
Fotonlar farklı dalgaboyları taşırlar.
Bu farklı dalgaboylu fotonlar, EM tayf adlı bir çizelgede gösterilirler.

Söz konusu çizelgenin ortasında ışık vardır. Ancak ışığın da "renk" adlı farklı dalgaboyları olduğu için, ışık adlı foton da yedi renk bazında, farklı yerlerde yer alır.
- Tayfı (çizelgeyi) yatay hale koyarsak sağ tarafta mavi renk ve tonları; sol tarafta kırmızı renk ve tonları vardır.
- Tayfı (çizelgeyi) dik hale koyarsak üst tarafta mavi renk ve tonları; alt tarafta kırmızı renk ve tonları vardır.

Tayfta mavi tarafta da, kırmızı tarafta da, renklerden başka, gözle görülemeyen dalgaboyları vardır. Bunlardan mavi taraftakiler insana zararlı (bazıları öldürücü), kırmızı taraftakileri yararlıdır.

Bu konum (konuşlandırma biçimi) yüzünden üst ve sağ anaerkide sevilmez. Kutsal olan alt ve soldur. Ataerkil dinlerde Cehennem bu yüzden alttadır; ataerkil tanrılar bu yüzden üsttedirler. Bedende yukarıda beyin, aşağıda cinsel organlar vardır. ;-)

Biz diyoruz ki, tayfta henüz keşfedilmemiş foton ve bozonlar vardır. Bunlar mavi tarafta ise insana zararlı, kırmızı tarafın ilerisindeyse yararlıdır ve de -hazır mısınız duymaya- PE ve NE bunlardan başka da bir şey değildir.

PE, tayfta kırmızı ve ötesindeki keşfedilmemiş fotonlardır; NE, mor ve ötesindeki keşfedilmemiş fotonlardır.

[Mor ve Ötesi gurubuna hayran değil, hastaydım. Pek çok parçalarını ezbere bilirim. Ama gün geldi, anaerkiye geçmem sonrasında iyiden iyiye değişmem ile parçaların sözlerinin bizim görüşe uygun olmadığını anladım. Müzikleri beni hala benden alıp güzel yerlere götürse de (örneğin bana müthiş bir canlılık, yaşam isteği, heyecan vb. yani PE verse de), artık sözler nedeni dinlemiyorum. Ne yazık ki aynı yaklaşımım –Mor ve Ötesi'den bile daha fazla sevdiğim- Manga için de geçerli. :(

Tabii ki istisnalar var. Örneğin, We Could Be The Same adlı muhteşem ötesi parça hala başımızın tacıdır.

Arkadaşlar, şu (onlarca kez izlediğimiz) linke bir tıklayın. Müziği açın (yanıtı sonuna dek okuduktan sonra tabi ki :DD ), canımız isterse neler yapacağımızı görün. İsteyen zıp-zıp zıplayabilir, ya da headbanging yapabilir.

Şu sözlerdeki PEye bir bakın:
I can love you more than they hate
Doesn't matter who they will blame
We can beat them at their own game
I can see it in your eyes
It doesn't come as a surprise
I see you dancing like a star
No matter how different we are

Tamam parçayı Evren yazdı… ama Ferman da okudu! Bir eye-gazer olarak konuşuyorum: Ferman'ın gözlerindeki yukardaki klipteki yer alan özlemi başka hiç kimsede görmedim. Bir rica ötesinde, bir yalvarış, hatta haykırış var. Herkese "We could be the same" diye bütün kalbi ile seslenmekteydi.

Keşke o inanılmaz müziklerine insana SADECE ümit, sevinç, keyif verecek, örneğin cinsellik esprisi taşıyan sözler yazsalar.

İflah olmaz bir Power Metal müzik hayranıyım. Her gece başta Kamelot dinleme nedenim çoğu parçanın sözlerini anlamamamdır. :D

Söz konusu negatif içerikli (değim yerinde ise arabesk) sözler, kulaktan girdiğinde beyinde NE envoke etmemesi, sağır, ya da odun değilseniz imkansızdır. Zaten sözler, süs olsun diye değil, etkilemek amacı ile yazılmıştır.

Hayır; elem veren sözler -ister şiir olsun, ister roman, ister şarkı sözü- dertli insanların hislerine tercüman olmazlar; sadece var olan NEyi abartırlar. Aynı nedenle dert anlatmak, kesinlikle rahatlatıcı değil, alanı envoke edici tehlikeli bir yaklaşımdır. Yaşanan bir olumsuzluktan söz etmekle dert yanmak farklı şeylerdir.
]

Mikrodaki zararlı ve yararlı varlıklar bilinçsiz olduklarına göre bizi nasıl etkilerler? Biraz da bundan konuşalım.

Mikroda ve makroda her şey senkronizasyondur. Senkronizasyonun temelinde benzer frekansta olmak, yani frekans kavramı vardır. Bu yüzden standart okültte "Her şey vibrasyondur" inancı bulunur.

Eğer bir bilinç (yani beyin dalga boyu) negatif ise (örneğin üzgün, korkulu ve/veya stres içindeyse) tayfın mavi yanındaki, morun ötesindeki dalga boyları ile senkronize olacaktır.
Eğer bir bilinç (yani beyin dalga boyu) pozitif ise (örneğin ödül devreleri tetiklenmişse, ya da neşe, coşku, dinginlik, doyum, cinsel uyarı içindeyse) tayfın kırmızı yanındaki dalga boyları ile senkronize olacaktır.

Söz konusu senkronizasyon ise -süreçte işlevsel olan fotonlar, ya da bozonlar, bilinçli olmadıkları halde- zarar yaratacak olabilir.

Ama hala da "cin çarpması" şeklinde bir durum gelişmez. Senkronizasyonun var ettiği en bariz sonuç ise nedir bilir misiniz? Hemen söylüyorum: Korku ve hırs adlı iki duygudur! Bu yüzden sıklıkla korkan ya da sıklıkla öfkelenen, daha kötüsü hırs içindeki insanların cin kontrolunda olduğunu söylemek hiç de yanlış değildir. Ama hala da kendilerini çarpmış olan cin, mikroda var olan negatif (zarar verici) frekansta (yani tayfta morun ötesinde, mavi tarafta yer alan) bilinçsiz bir kuantum parçacığıdır.

Şimdi biraz daha tehlikeli sularda yüzelim mi? Peki…

Acaba söz konusu negatif parçacıkların bilinçli bir çıkış noktası var mıdır? Onlar negatif bir bilinç kontrolunda mıdırlar?

Yani Şeytan var mıdır?

[Hemen bir açıklama yapma gereği duyuyorum: Söz ettiğim şeytan, ülkemizdeki satanistlerin tanrı olarak kabul ettiği imaj ve kimlikten –bence- farklıdır. Tanıdığım kadarı ile ülkemizdeki satanistler (çıkış noktasını Yahudilik olan ve hatalı tanıtılan iyilik kavramı yüzünden) güzel bir hayatı iyilikte bulamayan, o yüzden "İyilik denen şeyler beni mutlu edemiyorsa, o zaman kötülük denen şeyler edecek olabilir" mantığında ilerleyen kişilerdir. Oysa şeytan, pisliktir, hastalıktır, salt acıdır, hatta öfkedir, korkudur, zayıflıktır. Gerçek satanist, daha iyi yaşamayı yasak bir yerde arayan değil; salt acı ve hasar vererek enerji çekmek peşindeki kişidir.
]

Arkadaşlarım var olduğuna inanırlar. Eğer bilinçli bir şeytan varsa, evet, mikrodaki mor ötesindeki fotonların hakimidir.

Bence ise yoktur. Acı veren şeyler bizim Cennet'ten (tanrısal esinden) uzak kalmamız sonucu var olmaktadır. Kırmızı yandaki fotonlarla senkronize olacak beyin elektriği yaratan, Şeytana meytana "byssss" çeker ve Cennet'in keyiflerinin yolunu tutar.

Kim haklıdır peki? Arkadaşlarım mı? Yoksa ben mi?

Ne yazık ki bu soruya kesin bir yanıt vermek günümüz kuantum mekaniği bilgileri ile olanaksızdır.

Ancak arkadaşlarımla buluştuğumuz bir ortak nokta vardır ki, o da negativitenin bilinçli ya da bilinçsiz olmasının pek önemi olmadığıdır. Madem ki insan beyni –unutturulmuş olsa da- an bazında, PE üretmeye başlayabilen kapasitedir. O zaman kötülüğün hiçbir anlamı yok demektir.

Kötülüğe yol veren tembel ve kendine inanamayan beyinlerimizdir.

Peki bu tembelliği yapan kimdir? Sakın bilinçli şeytan olmasın?

Valla hiiiç bilemem ve ormanın bu kadar tehlikeli yerine ilerlemem; çünkü o tehlikeli yere felsefe denir, orya girip geri dönen (batıp çıkabilen) olmamıştır. :DDD Orada idealar çin düğümleri gibi parmaklara dolanıp değişik şekiller alırlar, ama ipi sıkıca çekince hepsi de eninde sonunda bir düğümdürler.

Ben gençken elimde felsefe kitapları gören babaannemin söyleyip durduğu "Çok çalışma felsefeye, aklın gider vesveye" şeklinde bir sözü vardı. Bense onun cahilliğine bıyık altından güler, gözlerimi yeniden beni yutmaya hazır satırlara kilitlerdim. Aradan geçen yarım asır sonrasında bu sözü ve nice sözünü şiar olarak alacağım o günlerde bana söylenseydi? Tabi ki cinimin iteklemesi ile söz sahibine en azından terslenirdim.

Cindi şeytandı diye hayatını zehir edenlere üzülüyorum; içimden geldi, birkaç ilgisiz laf edeyim.

Bakmayı bilen için dışarda D vitamini dolu bir gün ve bize -özellikle Ay ile kutsallık döken- bir gece var. Onları gören, an bazında cinleri ve demon adlı parçacıkları –ister negatif bir bilinç tarafından yönetilsinler, ister bilinçsiz olsunlar- geldikleri yere geri yollar…

Nereye bakacağını bilmek önemli… Dileyen cine, şeytana bakar ve korkar… dileyen güneşe, Ay'a bakar, yaşam enerjisi ile dolar.

İkinci bakışın tek anlamı, an bazında pozitif bir paralel evrene atlamaktır. Bunun yapıcısı ise insan beynidir. (Ha, tabidir ki maji de bu işe yardımcıdır, o da ayrı konu. ;-) )


ANA SAYFA    |    Sorular    |    Astroloji    |    Kuantum    |    Ezoterizm    |    Filmlerimiz    |    İletişim

Dizayn: JANUS722.com    |    © 2015 -