722 Sistemi Majikal Eğitim
Pozitif Enerji Eğitimi
Astroloji Eğitimi
DANIŞMANLIK
SİTEYE ÜYE OLUN
Güncellemeleri hemen haber alın,
üyelere özel sayfalara girin.
ÜYE GİRİŞİ

BU SAYFAYI PAYLAŞIN! >>

Majikal Eğitim Alın | Eğitimin Programını İnceleyin

JANUS'A SORUNUZU İLETİN!

MÜSLÜMANLIK

SORULAR ANA SAYFA | TÜM MÜSLÜMANLIK SORULARI

Maji | Pozitif/Negatif Enerji | Kuantum ve Bilim | Ezoterizm | Ruhsal Sorunlar | Reenkarnasyon/Ölüm Ötesi/Rüyalar | Astroloji | Fal/Tarot
Müslümanlık | Farklı İnançlar | Yaşam ve İlişkiler | Özel İlişkiler | Janus

SON EKLENEN SORU        |        TÜM SORULAR        |        JANUS'A SORUNUZU İLETİN!        |        ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR

14 Mart 2022
kötü seyler yapilirsa tanri-Allah sizi cezalandirir, yakar

Selamlar Sevgili Jan:) Uzunca bir süredir sorulari ve verdiginiz cevaplari takip ediyorum, neredeyse her gün sitenizi gözden geçiriyorum ki kaçirdigim herhangi bi bilgi kalmasin. Her ne kadar gözümüzde "Bilge insan" rolünde olmak istemeseniz de, yazdiginiz seyler bana çok fazla sey katti ve eminim diger arkadaslar için de aynisi geçerlidir. Verdiginiz bilgileri, yaptiginiz yorumlari okurken agzim açik kaliyor desem yeridir, hayran kaliyorum gerçekten çok tesekkür ederim. Tüm farkliliklarimiza ragmen size karsi yakin bir dost gibi hissetmemde de payiniz oldukça büyük.. Daha birçok sey yazmak isterim fakat artik kisa kesip sorularima geçeyim. Öncelikle;

1-Bir müslüman olarak, dogdugumda oldugum dinimi birden fazla sorguladigim, bazen tereddüte düstügüm zamanlar olsa da, suanlik mantigima ve benligime uydugu için, hala rahatlikla müslümanim diyebilirim. Fakat aklimi kurcalayan kisim su ki; makroda (yanlis söylemis olabilirim:)) bulunan bizlere asirlar boyu vahiy vs. Yoluyla bilgiler gelmis, cennet-cehennem günah-sevap kavramlari yüzyillarca tartisilmis, hatta büyük çogunluk tarafindan bu "kötü seyler yapilirsa tanri-Allah sizi cezalandirir, yakar" olarak anlasilmis, hala da böyle anlasilmaya devam etmekte. Halbuki tanri, bizim hiçbir zaman düsmanimiz olmadi, bizi cennetten, ana kaynaktan uzaklastiran yine bizim tavirlarimiz sonuçta, tanri sadece sürekli olarak firsatlar sunarak bizim iyiligimizi, en nihayetinde ona yakin olmamizi istedi. Iste sorum bu, kuran veya diger yazili kitaplarda niçin direkt olarak sevecen ifadelerle, açik bir sekilde degil de, cennet-cehennem-ates üçlemesine indirgenerek cezalandirici bir tanri imaji çizilmis olabilir?

2-Dua, çekim yasasi,maji, isteklerimizi olmus gibi kabul ederek kendimize çekmek gibi kavramlarla bütünlesmis haldeyim, yine de bazen kendimi kötü hissetmekten alikoyamiyorum, bunun günah oldugu yanilgisi beynimde geziyor. belirli tekniklerle çogu istekleri kendimize çekebiliyoruz, egomuz da ister istemez bundan besleniyor, ya bir yerden sonra kendimizi tanri gibi görür ve bunun farkinda olmazsak? Kuranda bahsedilen sirk bu olabilir mi?

YANIT

"1 numaralı sorunuza yanıtım İslam dininden birçok kişiye itici gelebilir. Bu yüzden herkese uygun değildir" diyerek başlayayım.

Gönüllerdeki tanrı ile kutsal metinlerde yer alan bazı tanımlamaların çelişik olduğunu bir dolu kişi (ki, gördüğüm kadarı ile bunlara siz de dahilsiniz) fark etmekte; böylece ya inançsızlığa yönelmekte, ya da baskılar nedeni ile (kimi kutsal metinlerde söz ettiğim fark edişin çok ürkütücü durumlarla cezalandırılacağı sürekli yenilenmektedir) söylenene boyun eğmektedir. "Gönüllerdeki tanrı" ise romantik bir özlem ile değil; her insanın yaşarken sürekli hissettiği "iyilik" adlı kavram yönetiminde hissedilmektedir.

Anılan çelişkinin nedeni –bize göre- İsrailiyat, yani Müslümanlığa sızan Yahudiliktir.

Kuran'ın –biliyorsunuzdur- orijinali yoktur. Hz. Muhammet'in (neredeyse her konuda hadisi olduğu halde) bu konuda (Kuran'ın toplanması konusunda) tek bir hadisi olmaması üzerinde durulması gereken bir noktadır. Buna rağmen, yani bu konuda bir yönlendirmesi, arzusu, görüşü olmadığı halde, ölümünden çok sonra toplanmış… hem de "defalarca" toplanmıştır. (Bu konuda bilgi edinmek adına KURAN'DAKİ ÇELİŞKİLER - 1. Kuran'ın Toplanması adlı makalemi okuyabilirsiniz.)

Müslümanlık nazil olurken o coğrafyada çok sayıda Yahudi vardır ve bu kimseler doğal olarak bu yeni dine pek sıcak bakmamaktadırlar. Toplanma sırasında ise yapraklar, deri parçaları gibi metalar üzerine yazılı şekilde getirilen (kimi zaman yıpranmış) ayetlerin gerçek olduğuna dair sadece iki tanık istenmiştir. Bu süreçte Tevrat bilgilerinin belki de iyi niyetle araya karıştırılmış olması, ya da okunamayan yerlerin elde hazır olan Yahudilik bilgileri ile doldurulması düşüncesi Müslümanlık tek tanrısının –yer yer- Yahveh ile benzeşme nedenidir bize göre.

Anılan karışıklığın (karışmanın) gerçekliğinden kuşkulanmak için bir kanıt da vardır; çünkü aynı kitaptan –Kuran'dan- hem IŞİD gibi bir örgütün, hem de Tasavvuf gibi bir öğretinin çıkmasını mantıkla açıklamak mümkün değildir.

Ancak Kuran adlı metne ve metindeki yoğun yönlendirmelere dikkatli bir bakış, Allah'ın gerçek (yani insanları yönlendirdiği erdemlerle bezeli, sevecen, nihayetsiz verici, hoşgörülü, anlayışlı, affedici vb.) niteliklerini ortaya koymaktadır.

Farklı bir söyleyişle;
- Allah hakkındaki Yahveh'i andıran tanımlamalar (salt cümleler/ayetler) bir kenara bırakılırsa,
- Allah; metindeki, genel önerilerinden, yönlendirmelerinden, arzularından yola çıkılarak deşifre edilmeye çalışılırsa, bu iş başarılabilirse,
ortaya yukarıda zikrettiğim benzersiz güzellikteki yaratıcı çıkmaktadır.

Doğrudur; kimi ayetlerde Allah, Yahveh'e benziyor olabilir. Yahveh'i Tevrat'tan (Eski Ahit'ten) tanıyalım.

Çıkış 15
3 Savaş eridir RAB, Adı RAB'dır.

Çıkış 34
14 Başka ilahlara tapmayacaksınız. Çünkü ben kıskanç bir RAB, kıskanç bir Tanrı'yım.

Nahum 1
2 RAB kıskanç, öç alıcı bir Tanrı'dır.

Saylar 11
1 Halk
(Musa'nın seçilmişsiniz diyerek, vaatler ile memleketlerinden çıkartıp, kırk yıl boyunca çölde yokluk içinde dolaştırdığı İbraniler) çektiği sıkıntılardan ötürü yakınmaya başladı. RAB bunu duyunca öfkelendi, aralarına ateşini göndererek ordugahın kenarlarını yakıp yok etti. (Anlatılan baş kaldırış ve ardından gelen yakılış son değildir.)
16
46 Sonra Musa Harun'a, “Buhurdanını alıp içine sunaktan ateş koy, üstüne de buhur koy” dedi, “Günahlarını bağışlatmak için hemen topluluğa git. Çünkü RAB öfkesini yağdırdı. Öldürücü hastalık başladı.”
25
4 (Rab) Musa'ya, “Bu halkın bütün önderlerini gündüz benim önümde öldür” dedi, “Öyle ki, İsrail halkına öfkem yatışsın.”

Mezmurlar 2
4 Göklerde oturan Rab gülüyor, Onlarla eğleniyor.
5 Sonra öfkeyle uyarıyor onları, Gazabıyla dehşete düşürüyor.

7 11 Tanrı adil bir yargıçtır, Öyle bir Tanrı ki, her gün öfke saçar.
79
5 Ne zamana dek, ya RAB? Sonsuza dek mi sürecek öfken, Alev gibi yanan kıskançlığın?
90
7 Eriyip bitiyoruz senin öfkenden, Kızgınlığından dehşete düşüyoruz.
11 Kim bilir gazabının gücünü? Çünkü öfken sana duyulan korku kadar güçlüdür.

Benzer ifadeler taşıyan ayetler yüzlercedir.

Ve Müslümanlığın peygamberi hz. Muhammet'in sözlerini bir duyalım:

  • Mümin kardeşinin yanında suratı asık durana melekler öfkelenir. (Hatib)
  • Mümin kardeşinin yüzüne tebessüm etmek sadakadır. (C. Sagir)
  • Din kardeşine güler yüz göstermek, (..) birer sadakadır.) (Tirmizi)
  • Mallarınızla herkesi memnun edemezsiniz. Güler yüz ve tatlı dil ile, güzel ahlakla memnun etmeye çalışınız! (Hakim)
Böylesi bir peygamberi olan bir yaratıcının Yahveh'e benzemesi düşünülebilir mi?

Ancak bence –eğer varsa- söz konusu karışıklığa odaklanmak yanlıştır; çünkü akmakta olan, oturmuş bir sistem bulunmaktadır. Anaerkide "daha iyisini yapmak" adına öncekini devirmek (devrim) fazla tutulmaz. Genelde makroda değişim -gerekiyorsa- zaman içinde adım-adım, damla-damla, KENDİLİĞİNDEN gelir. Yani İslam dinine olduğu gibi inananların aynen bildikleri gibi tapınmayı sürdürmeleri kesinlikle önerdiğimiz bir şeydir. "Karışıklık var mı, İsrailiyat sızmış mı?" (Daha kötüsü "İsrailiyat sızmış, temizleyelim!") benzeri tartışmalar kadar insan mutluluğuna zarar verecek bir şey yoktur. Oysa iman, mutluluk verici bir şeydir. (Bu konuda bilgi edinmek adına SEROTONİN, İNANÇ ve MUTLULUK adlı makalemi okuyabilirsiniz.) Mutluluk yaratmak adına var olan mutluluğu yok etmek yanlış bir iştir.

Dileyen (bazı sorularına yanıt bulamayan, bu soruları yanıtlayıp imanlı kalmak adına) KENDİ GÖNLÜNDE bizim kuşkulara paralel bir teoriye inanır, kendini üzen ayetleri ön plana çıkartmaz. Allah'ı tüm Kuran muvacehesindeki "güzel/temel ruh" ile hisseder. Bu da bir seçimdir.

Önemli olan TEK ŞEY –her nasıl olursa olsun- hulus-i kalp ile PE celbidir. Tanrı, PEdir… daha doğrusu PE, tanrının radyasyonudur. (Son iki cümlede Tanrı yerine Allah ismini kullanmama nedenim, bizim teorimiz olan PE ile Allah hakkında yorum yapmamın saygısızlık olduğu hakkındaki kaygımdır.)

2 numaralı şıkkınızdaki sorunuzu cümlelerinize odaklanarak vereyim.

" yine de bazen kendimi kötü hissetmekten alikoyamiyorum, bunun günah oldugu yanilgisi beynimde geziyor."
Günah korkusu kadar insana NE celp ettirecek ne var? Doğrudur; iyiliği şiar edinmemiş, bunun –izninizle pagan açıdan bir laf edeceğim- "tadına/keyfine varamamış" kişilere kimi zaman acı ve korku –üzülerek söylemem gerekir ki- engelleyici olabilir. Ama diğer pek çok iyilik arayıcısına da NE çektirerek olumsuzluklara kapı açar. Bize yapılması gereken şey Allah-u teala'yı bir kadim, bilge ve şefkatli bir dost olarak görmek ve ona yürekten bir sevgi/saygıyla yaklaşmaktır.

Makroda hatasız durmanın imkan-ı mümkünatı yoktur. :) Sizin hatanız ise "yanlış yaptım" korkusudur. Bu korkuyu size yaşatacak bir eylem ifa ettiğinizde onun huzuruna çıkmanız ve onunla tatlı-tatlı söyleşmenizi önerebilir miyim? Bir psikolog karşısındaki gibi (ama eski olayları, şunu/bunu suçlayarak anlatmaktan söz etmiyorum) yaşadığınız durumu anlatın… Onu üzme kaygınızı… Yaptığınızdan üzgün olduğunuz… Bir daha yapmamaya çalışacağınızı ama bunun kolay olmadığını… Bunu en iyi kendisinin hissettiğine emin olduğunuzu… Bu söyleşmeyi kalbinizle (beyinde pozitif NT salgıları temelli nöral senkronizasyon gerçekleştirerek) yaparsanız, günah korkusunu yenebilecek ve hatalı olduğuna inandığınız tavrınızı giderek daha az uygulayacak olabilirsiniz. İyicil yaratıcıya sevgi ve iman dolu insanlar evrimde günah korkusundan çok, nihayetsiz sevdikleri bir tanrıyı kırmaktan korkarak ilerlerler. Sevdiğini üzememeye çalışmak, temel bir insan niteliğidir. Ancak insanlar yaratılışları gereği korktuklarını gerçekte sevemezler.

", egomuz da ister istemez bundan besleniyor, ya bir yerden sonra kendimizi tanri gibi görür ve bunun farkinda olmazsak? Kuranda bahsedilen sirk bu olabilir mi?"
Işıkçı Einstein'ın "ışık hızı geçilemez" iddiasından sonra insan ilerlemesine en engel olan ikinci dalga Freud'un bu ego lafıdır.

[Çabuk alınan/öfkelenen; ayrıca çağdaşlık, bilimsellik ve bilgi adına, önlerine verilen her şeyi okuyup, kendi kafasında şöyle bir evirip çevirmeden, "Ben bilmem, yazılanlar bilir" düşüncesi ile hemen inanan, özellikle psikoloji adlı disipline hayran kişilerin aşağıdaki paragrafı okumamalarını rica ediyorum.

Etrafıma –uzun yaşamım boyunca- bakıp, bakıp anlam veremediğim ve gülümsemekten kendimi alamadığım şey, nice bilime saygılı aydın çağdaşın bu Freud kişisinin hiçbir bilimsel (kuramsal değil, deneysel olan, yani ampirik) olmayan iddialarını (en başta "bilinçaltı"nı) baş tacı etmeleridir.

ETC teorileri kanıtlarla beynin diğer EM alanlarıyla nasıl bir "iç içelik" (smear durum) kapsamında bulunduğunu ortaya koymuşken, hala bilinci nöronal depolarizasyon ile açıklamaktan da garip olarak, id/ego/süperego gibi sınıflara ayrılmasına gülümsemeyip ne yapayım? Bu "bölümlere ayırma" Yahudi Kabalistlerin marşıdır. Adamlar her şeyi bölümlere ayırı-ayırı vermeseler rahat edemezler. Evrensel gerçekte ise bölüm yoktur. Her şey eğlenceli olarak bile görülebilecek bir "karmanyola" içinde akıp gider. Kural yoktur, bölüm yoktur, siyah/beyaz yoktur, köşe yoktur, çizgi yoktur.
]

Ego neymiş sevgili kardeşim? Şirk kadar ego gibi ürkütücü ve –hemcinslerim darılmasın- "erkek beyni üretimi" korkutmalara hoşgörülü olmam zor.
- "Başka şeyleri tanrıya eş tutmayalım, ona saygısızlık yaratıcıyı üzer, onu üzmek istemeyiz, o bizim yüce baş tacımız, en benzersiz sevenimizdir" demek farklıdır;
- "Şirrrkkk buuu" diye adam korkutmak başka iş.

- "İnsan her saniye farklı duygulara kapılır, kimi zaman kendini fazla önemser, sonra fazla betelerler; bunlar değişken ruh halleridir. Ama kendini fazla önemsemek de, yerin dibine batırmak da insana zarar veren işlerdir" demek mümkündür.
- Ya da "Senin ego diye bir şeyin var, bunu ben diyorum, yani inanman gerek. Bu egoloyu :) kendini ve sevmediğin başkalarını zapt-ı rapt altına almak için artık ha-babam, yerli yersiz kullanabilirsin" diyenleri dinlemek de mümkündür.

Bu kavramlara inandığınız anda güzel gönlünüzle NEye göz kırparsınız. Rahat olun ve sadece şu ve benzer soruları sorun:

  • Başkalarını üzdüm mü? Tedirgin ettim mi?
  • Verici, paylaşımcı ve anlayışlı olmadım mı?
  • Birçok konuda dengesizlik içinde miyim, yoksa istemediğim şeyleri de yaparak (tembelliği geride bırakarak) bir denge kuruyor muyum?
  • Bir sürü korkum olduğu için bir sürü güzel şeyden uzak kalıyor muyum?
  • Bu korkularımı sakinlik içinde, aşmayı biraz uzunca süreye yayarak, ancak yılmaz bir kararlılık ve ısrarla geride bırakmaya uğraşıyor muyum?
  • Diğerlerine sıklıkla öfkeleniyor muyum?
  • Kendimi rahatlatmayı biliyor, şımartabiliyor muyum? Keyif almayı, tadına vara-vara beceriyor muyum?
  • Bu keyfimi başkaları için de istiyor muyum? Bunun için çabalıyor muyum? Onları keyifli görünce, tanımadığım kişiler olsalar da GERÇEKTEN mutlu oluyor muyum? ("Oh-oh, ortamda keyifli insanlar var, bana da yansır bu" diyor muyum? :DD)
Benzeri soruları siz de üretebilirsiniz

" Her ne kadar gözümüzde "Bilge insan" rolünde olmak istemeseniz de"
Bunu istememe nedenim gerçekten –kibarlık dolu bir alçak gönüllük ile değil, reel olarak- bilge olmamamdır. Bilmek ile bilgelik farklı şeylerdir. "Bilgelerin, benim öğrendiğim şeyleri öğrenmeye ihtiyaçları yoktur" desem belki inandırıcı olabilirim. Benim bilge olduğumu iddia etmek; "evrenin işleyiş prensibi" gibi bir mucizevi buluşu, 7.000 yıllık kültür yaratan insanlık tarihinde ilk kez (Einstein'ın tüm durdurma çabalarına rağmen) ortaya çıkartan Neils Bohr'un bilge olduğunu iddia etmekle aynıdır. (Ben bir de Bohr'un bilgi açısından tırnağı etmem, o ayrı hesap.:D)

Ama evet; BAZI KONULARDA, ortaya çıkıp ahkam kesecek kadar şey bildiğimi iddia ediyorum. Yine de "bu bilgelik değildir, sonradan öğrenme temelli bilmektir" diyorum. Bir farkım varsa, burada söyleyip durduğum şeyleri öğrendiğim için, iyi bir yol tutturma şansının bana verilmesidir; başka bir numaram yoktur. :D

Beni bilge gibi yanlış bir yere koymak, bildiğim şeyleri bir üst sınıfa atamaktır ve bu yaklaşım çok iyi niyetli olsa da, sonuçta pek kimseye yaramaz.

Bizim mesajımız şudur: Ben ve BAZI KONULARDAKİ bilgilerim, sizlerle yan yanayız; bu yüzden onları -uzanıp almanız- çok kolaydır. (Ben de yanımdaki sizden, ya da öğrencilerimden, nice şey almaktayım.) Ama ben bilge olsam, bana ulaşmanın zor olabileceği düşüncesi doğar; ki, bu düşünce belki doğru da olabilir; çünkü bilge olmak kolay iş değildir.

Oysa sizlerle yan yanayız arkadaşlarım, öğrencilerim… kendinizi nasıl görüyorsanız. Bu yüzden benim gibi olmak, ya da daha doğrusu, benim anlattıklarıma ulaşıp onları uygulamak (kullanmak) su içim gibi kolaydır. Bunlar sadece bilgidir. Bunlara ulaşmak için bilge olmaya gerek yoktur. ;-)

Tek yapacağınız –üst evrim basamaklarına yücelmeyi bekleyip durmak değil- uzanıp almak.

E, uzattık işte tepside elimizde ne varsa… Almak için daha ne bekliyonuz? :)

Ve siz, soruyu soran sevgili kardeşim; bizleri izlediğiniz, sıklıkla okuduğunuz için mutlu ettiniz. Hakkımda çok gönül okşayıcı şeyler yazmışsınız…

Hep "bu Müslümanların dili de, yüreği de çokluk farklıdır" derim. Tüm dürüstlüğümle söylüyorum bunu… nezaketen değil. Bizlerin cinselliğe yaklaşımımız, alkol kullanmamız (bu iki nosyonun bizim dünyada kutsal olması), biraz da kurban benzeri tapım gerekliliklerinin bize fazla uygun olmaması1 yüzünden –kalpler (amaçlar) topyekun bir olsa da- kendimize Müslüman demeyiz. Ancak eklemem gerek, benim kişisel olarak "diyemeyişimin" bir nedeni "Müslüman gönlü" olarak ifade edebileceğim farklı bir frekansın benden uzak olmasıdır. Onu elde etmek için daha gelip gideceğim buralara. :) Yani bilge olan (ki, buna "ulvi gerçeklere ulaşmış" diyebilirim; çünkü iyilikten, tatlı dilden, hatırşinaslıktan öte bilgelik, yani yücelik ve evrim yok) sizsiniz… sizlersiniz.

Bendeniz Jan; :) bu güzel mesajınız nedeni ile saygı ve sevgi içinde, büyükbaba şevkati ile kucaklıyorum sizi. (Hal ve gidiş ufaktan yampiri, ama yürek sağlam; yaramaz büyükbaba. :DD)



DİP NOTLAR

[1] Kurban eylemine değil, kurban eyleminin yanlış anlaşılıyor olmasına karşıyız. Kurbanlık hayvanlar mutlu yaşayacakları çiftliklerden zorla alınıp öldürülmüyorlar. Bizler kurban etlerinin büyük ekseriyetinin diğerlerine dağıtılması şartı çok da yaygın ifa edilmediği ve kurbanlıklar herkesin gözü önünde kurban edildikleri için "kurban olayı bize uygun değil" demekteyiz. Zaten kesilecek hayvanları, aciz durumdaki insanlara ulaştırmak için kurban etmek bizce yanlış değildir. Bir insanın (canlının) karnını doyurmak önemli bir PE celbine neden olur. Ancak anımsatmam gerek: Kırmızı et (ya da büyükbaş ve küçükbaş benzeri yüksek bilinçli hayvanların eti) sağlığa önemli ölçüde zararlıdır.


ANA SAYFA    |    Sorular    |    Astroloji    |    Kuantum    |    Ezoterizm    |    Filmlerimiz    |    İletişim

Dizayn: JANUS722.com    |    © 2015 -