722 EĞİTİMLERİ

Temel Maji   |   Manyetik Maji

Pozitif Enerji

SİTEYE ÜYE OLUN
ÜYE GİRİŞİ

YAŞAM ve İLİŞKİLER SORULARI

JANUS'a SORUNUZU SORUN!

SORULAR ANA SAYFA        |        SON EKLENEN SORU        |        TÜM RUHSAL SORUNLAR SORULARI

Önemli Açıklamalar        |        Soruların Kabul Edilme Kriterleri



= TÜM SORU KONULARI =

722 Ekolü ve Eğitimleri     |     Maji     |     Astroloji     |     Kuantum ve Bilim     |     Ezoterizm

Pozitif/Negatif Enerji     |     Müslümanlık     |     Farklı İnançlar     |     Reenkarnasyon/Ölüm Ötesi/Rüyalar     |     Fal/Tarot

Ruhsal Sorunlar     |     Yaşam ve İlişkiler     |     Özel İlişkiler     |     Janus

8 Temmuz 2024
çalışkanlığın bir erdem olduğunu düşünmüyorum.

Ben objektif ahlaka kesinlikle inanmıyorum ve çalışkanlığın bir erdem olduğunu da düşünmüyorum. Nazi Subayları da medya patronlarıda çok çalışkan ve saygın adamlar. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu sorumla galiba kendimi ifade edebildim, doğru eylem nedir? Bir eylem hakkında doğru yapıp yapmadığımızı nasıl anlayabiliriz? Şer olan hayra çıkabilir, hayır olan şer çıkabilir.

YANIT

Merhaba sevgili öğrencim/arkadaşım.

İsterseniz "objektif ahlak" konusunu bir kenara bırakalım ve önce erdemler, sonra erdemlerden olan çalışkanlık ve saygı hakkında biraz söyleşelim.

Hıristiyanlık ve Yahudilikte bir yandan erdemlerin yüceliği ve gerekliliğinden söz edilirken, diğer yandan ideal hayatın aseksüel ve tensel zevklerden uzak olduğu empoze edilir. Bu mentalite onların Cennet betimlemelerinde -Müslümanlık Cennetinin tam tersi yönde- apaçık görülebilir. (Müslümanlık Cennet tanımlarının içerdiği şarap, huriler, rahat döşekler, güzel taamlar benzeri tanımlar dünyasal hayattaki dopamin ve serotonin devrelerini aktive eden eylemlerin kutsallığına atıfta bulunmaktadır.) Yahudilik ve Hıristiyanlık baskısı sonucu erdemler ile zevk (hatta sefa) birbirinden ayrılmış, birbirine düşman edilmiştir. Hal böyle olunca erdemler hayatın cıvıltısına yabancı kaskatı kişiliklerin tekeline girerler. "Can katsayıları" tavan yapmış olduğu halde cinsel ahlak kuralları ile esir tutulan gençlerin onları "ana erek" şeklinde kabul etmesi zordur.

Oysa erdemler yaşamı yaşanır kılan ve Hıristiyanlık ile Yahudiliğin yasakladığı nüanslara götüren kılavuzlar; daha keyifli yaşamaya yönlendiren yön tabelalarıdır. Erdemleri gizliden gizliye katılık, asık suratlı bir doğruculuk, aktif ve hızlı yaşama uzak kalıpçılık gösterme planının gerisinde onların zevk ve eğlenceye ulaştırma araçları olduğu vardır. Erdemler, insanlara hem dolu-dolu, hem doyumlu yaşamayı verecek tek yol olan PEnin nasıl celp edileceğini gösteren trafik işaretleridirler.

Çalışkanlığa gelelim.

Makronun olumsuz yapısı gereği "çabalamadan, ter dökmeden hiç bir şey elde edilemez; çaba katsayısı, başarı katsayısına koşuttur" zorlu kuralının hoş duygular ve pozitif kazanımlar içinde yaşanmasını sağlayan bir erdemdir. Elde etmek için uğraşmak ile çalışkanlık farklıdır. Olumsuz şeyleri elde etmek için de uğraşmak gerekir. Çalışkanlıkta ise uğraşma sürecinde kimi zaman yüzleşilen acı, korku, öfke benzeri olumsuz duyguları var eden yapı yoktur. Çalışkanlık erdem olduğu için, yani PE taşıdığı için, hem kazanım vaat eder, hem de kişiye süreçten keyif almayı yaşatır.

Ve saygıya gelelim.

Türk Dil Kurumunun saygı sözcüğüne verdiği tanımlar şöyledir: "Değeri, üstünlüğü, yararlılığı, kutsallığı dolayısıyla bir kimseye, bir şeye karşı dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya sebep olan sevgi duygusu."

Görülmekte ki pek çok kişinin bilmediği, ya da görmezden "gelindirildiği" gibi saygı ve sevgi "eş"tirler. Ataerkide bu iki kavram da "bölünmüş", saygıya "korku ve ürküntü dolu mesafe" diyebileceğim bir gariplik yüklenmiştir. Oysa gerçek saygı, sevgi içerdiği için yakınlaştırır, rahatlatır... korkuyu sıfırlar. Saygı duyulan kişiye yönelik korku varsa, artık o duygu saygı değildir. Korkunun olduğu yerde pozitivite içeren birşey bulunmaz.

"Nazi Subayları da medya patronlarıda çok çalışkan ve saygın adamlar."
Konuya girmeden çok sevdiğim bir öğrencim (dostum) olduğunuz için küçük bir düzeltme yapayım: Herhangi bir suç işlememiş kimse veya gruplara (Nazilarden değil, "Medya patronları" tanımınızdan söz ediyorum) yönelik küçümseyici, hatta suçlayıcı yorumlar yapmak, hedef kimiklere değil, olumsuz duygular taşıyanlara zarar verir. Zararı var eden NEyi celp eden olumsuz duygudur.

[Yaşanan olay ETCye göre beyinde olumsuz duyguyu var eden nörotransmiteri var eden elektriğinin EM alanının (cümle biraz uzun oldu ), benzer dalga boyu ile senkronize olup genliğini güçlendirmesidir. Daha açık dile getireyim: Nöronlarun ürettiği elektrik bir diğer nörona NT ile geçer. Yani duyguları veren NT'i var eden elektriktir. Bu elektrik fizik kanunları gereği EM alan var eder. Bu alanın -yine fizik kanunlar gereği- bir dalgaboyu ve frekansı vardır. Söz edilen frekans "beyin elektriğinin yapısı" dediğimiz şeydir. EM alanın frekansı benzer frekanslarla senkronize olur, rezonans yapar ve genliğini (gücünü) arttırır.

Editörün notu: Konu ile ilgili detaylı bilgiyi Janus'un NEGATİF ENERJİ NEDİR? NASIL CELP EDİLİR? başlıklı makalesinden edinebilirsiniz.
]

Doğru yol, hatalı davrandıklarını düşündüğünüz kişilere, gruplara, düşüncelere öfkeden arınmış bir eleştirel yaklaşım var etmektir. Hata ise uyuşamadığınız, çakışamadığınız, ortak paydada buluşamadığınız, hatta zararlı gördüğünüz odaklara öfkelenmek ve onları küçümsemektir. Bilmelisiniz ki, bu şekilde davrandığınızda hasmınız olanlar -eğer gerçekten negativite içeriyorlarsa, yani zararılarsa- öfke ve küçümsemeniz ile celp ettiğiniz NE ile beslenecektirler. Zararı yok etme uğraşında başarılı olmak adına en başta olumsuz duyguları sıfırlamak lazımdır.

Oysa ataerki bunun tam tersini empoze eder. Bu yüzden etraf öfke dolu kahramanlardan geçilmemektedir.

Bunların da ötesinde küçümsemek, hor görmek, alay etmek zayıf karakterlerin rahatlama yoludur. Bir erkeğe en yakışmayan şey ise zayıf karakterdir. Sizin -kimseyi bu yaşta yağlayacak halim yok- çok güçlü bir karakteriniz var, ama en güçlü kimlikler bile yaygın kültürün tehlikesi altında zayıflayabilirler. Bizlere yakın biri olarak bu tuzakları fark etmeniz gerek.

Astlarının ya da hayranlarının Nazi subaylarına gizliden gizliye olsa da sevgi duyduğuna (yani gerçek saygı ile dolu olduklarına) inanmam zor; çünkü gerçek saygıyı duyabilecek beyin elektriğindeki kişiler Nazi olamazlar. Bana hep "PE her istediğinizi verir diyorsunuz, ben de PE sahibi olursam İKM'nü işten attırabilir miyim?" mealinde sorular gelince yanıtım aynı olur: "PE sahibi olduğunuzda kimseyi işinden attırmak arzusu taşıyan beyin elektriğiniz olmaz." Medya patronları da gerçek anlamı ile saygın ve çalışkan (yani erdemli nitelikler taşıyan kimseler) olabilirler.

" doğru eylem nedir? Bir eylem hakkında doğru yapıp yapmadığımızı nasıl anlayabiliriz?"
Ahhhh sevgili kardeşim; binyıllardır hiçbir düşünür bu sorunuza net bir yanıt verebilecek kesin formül var edemedi. Ancak 722de bizim basit bir önerimiz var. Buna "Olayları ölçmek" diyoruz. Yaptığınız eylemlerden sonra yaşamınızın gidişat yönü, seçiminizin, girişiminizin, kararınızın doğru olup olmadığı hakkında genelde bilgi verir.

Defalarca yaşadığımız şey şudur ki; doğru davrandığınızda olaylar bir sihirli değnek değmiş gibi KENDİ KENDİNE hallolmaktadır. Her sorun, uğradığınız her haksızlık, kendi hatanızın (daha doğrusu hatalı, negativiteyi celp eden beyin elektriğiniz) sonucudur. Hiç bir düşman, ya da tanrı, hatta şeytan durduk yerde size kötülük (negativite) yollayamaz. Bu yüzden eyleminiz sonucu işler garip şekilde yoluna girmedi ise tutumunuzda bir eksik var demektir.

Münferit olaylarda hatanız olmasa bile; herhangi bir alandaki süreğen öfke (örneğin hükümete, muhalefete, apartman yöneticisine, komşuya, ebeveyne, iş arkadaşına, başıboş hayvanlara, başıboş hayvanları istemeyenlere, hayvanseverlere, azınlıklara, azınlıkları destekleyenlere, azınlıkları desteklemeyenlere, medya patronlarına, hatta Nazilere duyulan süreğen öfke) bambaşka alanlarda şanssızlık yaratabilir. İyi haber odur ki, pozitif bir davranış (bir korkuyu yenme, bir "yapamam" dediğiniz işi İSTEKLE yapma aşamasına gelme) anında öyle bir kapı açar ki, bu öfke kalıntısı bir anda silinir ve işler yoluna girer. Özetle doğru davranıp davranmadığınızı kaderinize bakarak (olayları ölçerek) anlayabilirsiniz. PE sahibi kişiler, şartlardan maada, rahat ve keyifli yaşarlar. Bu kuraldır.

" Şer olan hayra çıkabilir, hayır olan şer çıkabilir."
Evren, sevgili dostum, daima iyiye gider. Entropi, sadece fizik çerçeve ile sınırlıdır. Akış hep pozitiftir. Kesin kural olmasa da, genelde her gün bir öncekinden iyisinizdir; çünkü her gün -insanlardan uzak, çayırlarda koyunlarla yaşıyor olsanız bile- bir şeyler öğrenirsiniz. Bu yüzden her şerde bir hayr KESİNLİKLE vardır ve bunu fark etmek bilgeliğin demeyelim, bu lafı çok sevmeyiz, PE celbinin önemli adımıdır. Ancak yine aynı kanun gereği hiçbir hayrdan şer çıkmaz. Eğer şer varsa, hayr sandığınız olay, konum, ya da eyleme biraz daha dikkatli (analtik) bakmanız gerekebilir.

Görüşlerimize değer verip sorduğunuz için teşekkür ederim. Her önüne gelene danışacak biri olmadığınızı site dışındaki iletişimimizden biliyorum. Diğer insanların da okuyabilmesi için sorunuzu site aracılığı ile sorduğunuz için de mutlu olduğumu eklemek isterim. Zevk ve keyifle kalın.


ANA SAYFA    |    Sorular    |    Astroloji    |    Kuantum    |    Ezoterizm    |    Filmlerimiz    |    İletişim

Dizayn: JANUS722.com    |    © 2015 -