722 Sistemi Majikal Eğitim
Pozitif Enerji Eğitimi
Astroloji Eğitimi
DANIŞMANLIK
SİTEYE ÜYE OLUN
Güncellemeleri hemen haber alın,
üyelere özel sayfalara girin.
ÜYE GİRİŞİ

BU SAYFAYI PAYLAŞIN! >>

Majikal Eğitim Alın | Eğitimin Programını İnceleyin

JANUS'A SORUNUZU İLETİN!

MAJİ

SORULAR ANA SAYFA | TÜM MAJİ SORULARI

Maji | Pozitif/Negatif Enerji | Kuantum ve Bilim | Ezoterizm | Ruhsal Sorunlar | Reenkarnasyon/Ölüm Ötesi/Rüyalar | Astroloji | Fal/Tarot
Müslümanlık | Farklı İnançlar | Yaşam ve İlişkiler | Özel İlişkiler | Janus

SON EKLENEN SORU        |        TÜM SORULAR        |        JANUS'A SORUNUZU İLETİN!        |        ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR

21 Şubat 2022
Zikir, imajinasyon, kalpteki EM alan ve beyinle ilişkisi

Merhaba Janus. Yaklasik 3 yildir sitenizi takip ediyorum. Çok degerli bilgiler mevcut özellikle bilimsel konularda. Bende yaklasik 4 yildir okült konularda arastirma yapiyorum fakat bu alan sinirsiz denilebilecek kadar çok genis. O yüzden hiç birsey bilmedigimi düsünüyorum. Benim size sormak istedigim kafama takilan birkaç soru var:
1) Pratik çalismaya zikirlerle basladim. Aslinda pratik çalismalara daha yeni basladim. Zikiri ebced degeri kadar zikir etmem gerektigini biliyorum fakat bu mümkün olmuyor. Zikir sirasinda elimde dijital zikirmatik var ve ona bakmaktan konsantre olamiyorum.Bende artik pratik çalismalarda zikir adedini saymayi biraktim. Peki bu yöntemin çalismama negatif/ters etki yada olumsuz bir etkisi olur mu? Sonuçta ebced degerinden farkli bir sayida zikir etmis oluyorum.
2) Imajinasyon yaparken gerçekten çok zorlaniyorum. Özellikle 5 duyu ile yapilmasi gerektigi için imkansiz gibi geliyor. Bende kendime göre bir yöntem belirledim. Astralde istedigim durumun resmini çiziyorum ve onu imgelemeye çalisiyorum.Sizce imajinasyon nasil yapilmali? Komik gelecek belki ama kisileri çizgi film karakterlerindeki gibi imgelesem çalismadan sonuç alma ihtimalim var mi sizce?
3) Çalismada en sevdigim ve basarili oldugum konu inanç konusu. Çalismayi bitirdikten sonra uygulamanin isleyecegi konusunda tam inanca sahibim. Bu yüzden tesadüf gibi görünse de bazi çalismalardan geri dönüs aldigimi belirtmek isterim.Ayrica kalbin elektromanyetik alaninin beyinden kat kat fazla oldugunu okumustum bir yerde. Gerçekten de arzu edilen bir durumu kalpte hissedip, sanki o arzu edilen durum gerçeklesiyormus yada gerçeklesmis gibi düsündügümde ve kalben inandigimda beyinle yapilan imajinasyondan daha fazla verim aliyormusum gibi geliyor bana. Siz bu konu hakkinda ne düsünüyorsunuz?

YANIT

Yanıtlarıma biraz ekşi suratla başlıyorum, çünkü e-posta adresi vermemişsiniz. :)

Kardeşler; yayınlanmayan, sırada bekleyen, bir alay cevap var. E-mail verenlere yanıtı hemen yolluyoruz, vermeyenlerinki aylarca (evet bir daha yineleyeyim AYLARCA) bekliyor. O kadar zamanda evren yeni bir hal alıyor. Emek verdiğim yanıtım, sorucunun işine artık yaramayacak olabiliyor.

Alın şu protonmailden1 (ya da hoşunuza giden bir siteden) uyduruk bir adres, soru sorarken verin bize, yanıtımız alın, silin gitsin. Allah aşkına üzmeyin bizi. :) Sorunuz bizi heyecanlandırdı, yanıtı yayınlamayı öne aldık; ama bu son, ona göre!.. (Biliyorum, hep böyle diyorum, ama bu seferki kesin son. :) )

Ve yanıtlara geçiyorum.

Sorularınızı güzelce numaralandırmışsınız, o nedenle alıntı yapmadan, sorunun numarası ile yanıt vereyim.

1) Zikir sayısı ile çalışmanın mantığı, harflerin belli bir frekansı bulunduğuna ve bu frekans kadar yinelendikleri zaman adı geçen frekansın aktive olduğuna dayalıdır. Harflerin frekansı olarak görülen adet ise harfin alfabedeki yerine göre belirlenmektedir.

Her bir sayı yapısına göre (içerdiği unsur adedinin ifade ettiği/yansıttığı bilgiye göre) bir enerji taşır… kabul.
Her harf bir sestir ve sesler de yapılarına göre kendilerine has bir enerji taşırlar… buna da amenna.
Bir majikal sistem, harfin ses enerjisini sayı ile ifade etmeye karar verebilir… pekala.
Ama sesin enerjisini ifade eden sayıyı, harfin (sesin) alfabedeki yerine göre belirlemeye kalkarsa zurnayı zortlatır; çünkü aynı harf, farklı alfabelerde farklı konumlarda olabilmektedir. Yani harfin alfabe konumuna göre enerji envoke ettiği iddiası ufaktan kolpadır.

Ancak hala da majiye zikirle başlanması gerektiğine inanmakta, eğitimde öğrencileri bu yöne kanalize etmekteyiz. Bu çelişik gibi görülen tutumumuz, Jung’un “Kollektif Bilinç Dışı”, Roger Nelson’un “Küresel Bilinç” teorilerine dayalıdır. Açıklaması ise "İnsanların, uzun bir süre ve inançla yaptığı eylem/düşünce, işlevsel bir alan yaratır"dır. Yani insanlar inanç ile yüzyıllardır belli sayıda zikir ile maji yaparak "zikirle esma envoke olur" kalıbını yaratmışlardır ve bu kalıp işlerdir. Ayrıca zikir, aprentisin beyninde esmanın enerji kalıbını –yapılan tekrara dayalı olarak- var eder. Buna ezberlemek denir.

Buna rağmen –önceki yanıtlarımda değindiğim gibi- "çağdaş insan" adlı modelin beyni, çalışma hızı açısından son yüzyılda iyice artmıştır; artık beyinler, yüz yıl önceki atalardan misli ile süratli çalışmakta, çok farklı şeyleri peş-peşe düşünebilmektedirler. (2001: A Space Odyssey adlı filmde bebeğin gözleri açık doğması bu durumun sembolizasyonudur.)2

Böylesi bir beyni Shaolin Manastırı rahibi yeteneğine iteklemek bir zulümdür. Beynin 1000 adetli zikri geçin, 100 adetli bir zikirde bile dağılmadan duracağına inanmak en kibar tabiri ile saflıktır. Ben maji konusunda biraz iddialı biriyim. Başarı miktarım, yaygın "başarılı büyücü" iddialarındaki başarı oranına teğet bile geçemediği halde, hala da kendi çapımızda bir şeyler yapıyoruz. ;-) Ve ben bu yaşıma kadar 100 adette bile aklımın dağılmadan tutamadığımı apaçık söyleyeyim.

Şimdi size gelelim: Eğer aklınızda "Eyvah, aklım dağıldı, akıl dağılınca kontak kopar; yattık yine" kalıbı varsa, çalışmanızda başarısızlığa uğrayabilirsiniz. Oysa beyninize "Yav, Jan'ın bile aklı dağılıyormuş, hem bazı şeyler anlattı, ben ikna oldum" kalıbı yaratırsanız, arada sırada sizi dolapta bekleyen bifteği, zeytinyağlı kerevizi, pırasayı (kerevizi, pırasayı ve bilumum benzerlerini yiyin, yedirin efenim), ya da yatakta bekleyen partneri/eşi, hatta arabanın Kaskosunu yaptırmayı yine unuttuğunuzu hatırlasanız bile çalışmadan sonuç alacak olabilirsiniz. Önemli olan ARADA akıl dağılsa da, esmanın alanı ile kontağın kopmamasıdır. Kontak başta (çalışmanın başında yoğunlaşmak önemlidir) sıkı şekilde kuruldu ise, aradaki beyinsel uzaklaşmalar ile dağılmaz.

Kendimden örnek vereyim: Her gece çalıştığımı önceki yanıtlarımda birçok kez söyledim. Çalışmanın bir yerinde –yanımda değilse- benim bebek (köpeğim) muhakkak yanıma atlar (yatakta çalışırım) ve patisi ile "sev beni" diye elime vurmaya koyulur. Ben çalışmaya ara verir, onun kafasını biraz okşayarak yana iter, sonra yeniden gözlerimi kapar ve alanı tam beynimin ortasında dağılmamış bulurum. Bu sözlerimde en küçük bir abartma yoktur. Bunu ben yapabiliyorsam, herkes yapabilir; çünkü yine yanıtlarımda defalarca ne yeteneksiz bir maji öğrencisi olduğumu anlatmışımdır.

2) Kesinlikle var! Ama sadece siz böyle sonuç alma ihtimali olduğuna inanıyorsanız!

Lay-lay-lom işlerden bir vakit bulsam, yepyeni bir maji eğitimi hazırlamayı öyle istiyorum ki… Böylece pek kişinin standart maji ile yüzleştikleri sıkıntıları aşmalarına yardımcı olabileceğime inanıyorum. Ama yapabilecek miyim? Orası meçhul. Yine de size bir "beta versiyon bilgi" vereyim: İnancın ötesinde hiçbir şey yoktur… Majikal metotlar eğer onların varlığına inancınız yoksa çöptürler. Bizim hala kullandığımız Esmalar bile bu gruptadır. Esma zikirlerinde eğer beyninizde "Deli miyim neyim, burada işim ne?" düşüncesi varsa, en şahane zikir işe yaramazken; "Esma, var olan bir EM alanın, Kuran tarafından atanan adı. Bu adı düşünürsem, içeriği hissedebilirsem onunla kontak kurabilirim" düşünce kalıbına sahip beyin, ateist olsa da, zikir sırasında farklı konulara zıplasa da, başarı var edebilir.

İmajinasyona gelelim. İmajinasyon astral denen mikrokozmos kumaşını beyinden yolladığınız radyasyonlarla (fotonlarla) kesip biçmek ve arzunuza uygun bir giysi oluşturmaktır. Önemlidir tabi ki… Ve itiraf edeyim: Ne kadar uzun süre imajinasyonda başarısız olduğumu size anlatacak bir kelime yaratılmamıştır. Bunu başardığımda o kadar mutlu olmuştum ki, TVde ciddiyetle bir konuyu tartışanları ayağa fırlatıp birbirlerinin burnuna gaz çıkarttırdığımı, ya da buna mümasil şeyler imajine ederek eğlendiğimi anımsarım. Yani moralinizi bozmayın… ama hala da imajinasyon pratiklerini es geçmeyin.

Yine de öncelikle saptadığınız kendinize özel metottan ASLA korkmayın… EN İYİSİ o olabilir! Metodunuz bana komik gelmediği gibi, son derece yaratıcı buldum. Sizi rahatlatıyorsa, sizde "ben böyle imajinasyon yaparım, karışmayın bana" inancı varsa, kesinlikle çalışır.

Buna rağmen beyin sizin metot uygulanırken bence dağılabilir. Yani siz, imajinasyon yapmaya fazlaca takıldığınız için imajinatif şekiller çizerken, beyni fazlaca "farklı alanda çaba"ya yönelttiğiniz için esma ile kontağı zayıflatıyor olabilirsiniz. Beyin iki ayrı şeyi aynı anda yapamaz. Yani -bilemiyorum, emin değilim, sadece kanımdan söz ediyorum- şekil çizmeye yönlendirilen beyni, alan ile kontak kurma işinde zayıf kalabilir. Şekil çizerek başarılı bir "zihin gözü görseli" yaratsanız bile, esma alanı ile kontak eylemi -ikinci planda kaldığı için- pek de güçlü olmayabilir.

Majide en önemli şey (başarılı imajinasyondan bile önemli şey) astrala dağılmaktır. Bir çeşit uyanıkken, kendine hakimken, bilinci dağıtmak; ardından toplayıp hedefe zıpkın gibi yollamak demektir bu. Dağıldığınız, ya da dağılabildiğiniz anda, gerçekliğiniz (makrokozmos) dağılmış, uyurken rüya gördüğünüz ortama geçmişsinizdir. Elinizde tespih ile boncukları çeken parmaklarınız artık yoktur. Ama imajinasyona, ya da başarılı olmak adına imajinasyon metotlarına beyni fazla odaklarsınız, makroda kalır, majinin atölyesine girmeyecek olabilirsiniz.

3) Sizi "Bu yüzden tesadüf gibi görünse de" cümlenizi yüzünden eleştirmeme izin verin! Biraz da kaşlarımı çattım, haberiniz olsun. ;-) Kardeşim; falanca gurubun büyük üstadı olsanız da yaptığınız çalışmanın sizin gücünüzden mi, yoksa rastlantı eseri olduğunu BİLEMEZSİNİZ. Bir daha yazayım, akılda kalsın: Bİ-LE-MEZ-Sİ-NİZ. Bunun nedeni hiçbir ölümlünün her yaptığı çalışmanın başarıya erişemeyeceğidir. Ölümlüyseniz, yani makroda bedenlenmişseniz, dalga fonksiyonunuz burada çökecek yapıdaysa makro yasalarından kaçamazsınız; eş deyişle hiçbir konuda mutlak olarak yanılmadan var olmak ve sorunsuz yaşamak gibi bir konuma sahip olamazsınız. "Her çalışmam başarılı" diyen hazretlerin yanından tası tarağı toplayıp anti yöne gazlayın; majisyen değil, ağır martavalcıdırlar. Bu makro ortamında maji yapmak her babayiğidin harcı değildir; çünkü gücünüz (başarı oranınız) sadece içinde olduğunüz NE miktarı ile değil, dünyanın manyetik alanındaki değişimlerle bile zaman-zaman azalır. Başarılı olmak için, kaçınılmaz başarısızlıklara hazır olmak gerekir.

Ama bir kez bile, tek bir kez bile "Acaba bu sonuç benden mi, yoksa rastlantı mı?" diye kuşkulandığınız anda, bu zor ortamda bir de bacağınıza kurşun sıkmış olursunuz... çalışma külliyeten dağılır. Kuşku, her şeyi yerle yeksan edecek en pis NE ifritidir. Bu yüzden Kuran'da "Allah'ın varlığından kuşkulanmamak gerektiği" hakkında bir dolu ayet vardır. Bu ayet bolluğunun nedeni, buyrukçu bir tanrının, her insanı kendine boyun eğdirme arzusu DEĞİL (Yahudilik etkisi ile böyle tanınıyor), kuşku adlı demon beyne girince pozitivite ile bağın HEMEN kopacağı gerçeğidir.

Ve kalp ile elektromanyetizmaya gelelim.

Bilinç standart (ve giderek demodeleşen) anlayışa göre beyin hücreleri olan nöronlarda -bazı iyonların hücreye giriş çıkışı ile- üretilen (beyin kendi elektriğini kendisi üretir) elektrik akımı (elektriğin nörondan nörona geçişi) ile meydana gelir. Söz konusu elektrik, oluşan depolarizasyon ile var edilir.

Bilirsiniz, fizik yasalarına göre nerede elektrik varsa, orada EM vardır.

ETC teorilerine göre (ki, bizim ekolün dayandığı sistemdir) ise bilinç -standart anlayıştaki gibi- nöron çakmaları (elektriği) ile değil, bu elektriğin var ettiği EM alandır.

Maji ise bilinçle yapıldığına göre, majinin ana argümanı beyindir.

Son yıllarda ise kalpte kardiyak torsiyon ile EM alan var edildiği ortaya çıkmıştır!

Kardiyak "kalple ilgili" demektir, torsiyonu ise "burulma" olarak algılayabiliriz. Miyosit adlı kalp kasının kasılıp gevşemesi ile oluşan depolarizasyon "da" bir manyetik alan meydana getirmektedir.

Bilirsiniz, fizik yasalarına göre nerede manyetizma varsa, orada EM vardır.

Eşdeyişle kalpteki her kasılma ile önemli bir elektromanyetik alan var olmaktadır.

Bu bilgiler sonrasında kalbin, standart bilimde kabul edildiği gibi bir "pistonlu pompa"dan çok öte görevi (anlamı) olduğu giderek ortaya çıkmaktadır.

[QM ve ETC teorilerine göre beyinde kuantum işleri olmaktadır ve bu işler –bir anlamda- basit fizik EM kanunları çerçevesinde işlemektedir. "Kuantum işlemleri oluyor" sözü, kuantum işlemleri mikrokozmosta olduğuna göre, "mikrokozmos beyinde" anlamınadır ve anımsayalım, mikrokozmos, eskinin astralıdır.

Bu nedenlerle "beyin EM dalgaboyu, astraldaki (mikrodaki) henüz keşfedilmeyen dalgaboyları olan pozitif (tanrısal, insan dostu) ve negatif (şeytani, insana zararlı) alanlarla senkronize olabilmekte, rezonansa girebilmektedir.

ETC teorilerine göre gerçekliği bilinç yarattığına göre, gerçeklik, söz konusu senkronizasyon sonucu olumlu veya olumsuz biçimde var olacaktır.
]

Buraya dek anlaştık mı? Tamam o zaman, ilerleyelim.

Peki, kalpteki EM alan, bilinç ile ne kadar etkileşim içindedir?

İddialara göre kalp beyne, beynin kalbe gönderdiğinden daha fazla nörolojik sinyal göndermektedir! En önemli etkileşim yolunun nörolojik etkileşim, yani sinir uyarılarının iletilmesi olduğu düşünülmektedir.

Bunun ötesinde manyetik alanlar birbirleri ile iletişimdedirler; bu yüzden kalpteki ve beyindeki alanlar etkileşim içindedirler. Ayrıca kalbin her kasılışı ile pompalanan kan, geçtiği tüm hücrelerde basınç yaratmaktadır… bu "tüm hücreler" sözünün kapsamına beyin nöronları da girer. Tansiyonunuz çıktığında başınızın kasılması ve ağrıması bu düşüncenin kanıtıdır.

Buraya dek söylediklerimizi toparlayalım: Kalpte manyetizma vardır ve kalp beyni etkiliyor olabilir.

Ve biraz daha ilerleyelim.

Manyetizma anaerkide kutsaldır. Elektrik erkektir, manyetizma dişi... (Bu konuları Manyetik Maji eğitiminde –bilimsel verilere dayalı olarak- farklı ezoterik yorumlarla anlatmaktayız.) Manyetizma kutsalsa, yani tanrısalsa, ona ulaşmak adına makroda ilerlemek zorunda olan bilinç (beyin), bu kutsallığı kullanabilir belki…

Yani siz soruyu soran arkadaşın maji çalışırken yaptığınız iş, ürettiğiniz metot, ya da sezgileriniz, son derece yerindedir.

Özetle; insanoğlunun binyıllardır güzel duygular (hayr) ve kalp arasında kurduğu bağ pek yabana atılacak bir şeye benzemiyor… Üzerinde durulması gereken bir diğer önemli nokta ise bu bağın varlığı hakkındaki iddianın, ataerkil dinlerce belirlenmeyen NADİR inançlardan olması. Derim ki, kalbi önemsemekte ve majiye katmakta sanılandan çok yarar bulunuyor sanki. Yineleyeyim: Korkmayın; kendi metodunuzu kendiniz geliştirin. O metot "size özel en iyisi" olabilir.

" Yaklasik 3 yildir sitenizi takip ediyorum. Çok degerli bilgiler mevcut özellikle bilimsel konularda."
Hay Allah müstakınızı (müstahakınızı, hak ettiğinizi) versin, sonra da bir kese altın versin; yahu insan üç senede tek bir kez mi soru sorar? Ayıp bişi bu! ;-)

Bu sözlerimin nedeni MAJİ ÖĞRENCİLERİNİN BANA ULAŞMAKTAN ÇEKİNMEMESİNİ fısıldamak. Aklınıza takılanı duraksamadan sorun, bulmuşsunuz böyle bir olanak… kullanı-kullanıverseniz yahu. :)

Güzel sözleriniz için beyinsel değil, kalbi teşekkürler. :)



DİP NOTLAR

[1] Adamlardan reklam/tanıtım payı almıyorum. :) Sitelerinde "Bu mailler kesin encrypt'tir. Kişisel gizliliğe saygı duyan ve insanlara (reklam verenlere değil) öncelik veren bir e-posta hizmeti sağlayıcısıdır" deyip duruyorlar, biz de inanıyoruz, bu yüzden onlardan söz ettim. Tutanota da böyle sanırım. Onlar da "Uçtan uca şifreleme yöntemini kullanan güvenli e-posta hizmetiyiz" demekteler.

[2] Stanley Kubrick filmde 2001 yılında Jüpiter'e gidildiğini işledi; biz 2022'de hala "Ay'a gidildi mi?" sorusuna yanıt bulamadık. :D


ANA SAYFA    |    Sorular    |    Astroloji    |    Kuantum    |    Ezoterizm    |    Filmlerimiz    |    İletişim

Dizayn: JANUS722.com    |    © 2015 -