Siteye Üye Olun    |    Üye Girişi    |    İletişim


ADEPT MAJİSYEN (Üstat Büyücü) EĞİTİMİ    |    MANYETİK MAJİ EĞİTİMİ    |    POZİTİF ENERJİ EĞİTİMİ    |    DANIŞMANLIK              Eğitim Bedeli    |    Eğitime Başvurun

ANA SAYFA      |      Sorular      |      Astroloji      |      Kuantum ve Bilim      |      Ezoterizm      |      Filmlerimiz      |      Janus Kimdir?

BU SAYFAYI PAYLAŞIN! >>
REENKARNASYON ve KUANTUM MEKANİĞİ

4. Bölüm: QUANTUM ELECTRODYNAMICS (QED)
(Kuantum Elektrodinamiği)
Teorilerin adları bilim dünyasında genelde ortak dil olan İngilizce söylenişleri ile kullanılmaktadır; raporlar tercihen İngilizce yazılmaktadır.
Bu yüzden teori adları dilimize çevrilmemişlerdir.

Araştırma ve yazı:

<< Önceki Bölüm Sonraki Bölüm >>

(Bu yazıda QED, reenkarnasyonun varlığını doğruluyor olabilen üç konudan biri bağlamında ele alındığı için (temel konu reenkarnasyon olduğu için) yazı, QED hakkında özgün bir makale değildir.)

“QED, son yüzyılın (tabidir ki kuantum mekaniğinden sonra, çünkü kuantum mekaniği branşıdır) en büyük ve güçlü teorisidir. Bu teori Einstein’ın -kuantum mekaniği gerçekleri ile bir türlü uzlaşamayan- Özel Rölativite’si ile kuantum kanunlarını uzlaştırmıştır” diyerek konuya girelim ve bu “baba” lafları biraz anlaşılacak hale sokalım.

Önce elektrodinamik ne demektir, onu hatırlayalım: “Elektrodinamik, makrokozmosla ilgili (mekanikle ilgili) bir branştır ve sözcükteki ‘elektro’ lafından anlaşılabileceği gibi elektriğin (elektrik akımının) manyetik alanlar ile ilişkisi hakkındadır.

Şimdi de kuantum elektrodinamiğine gelelim ve onun ne olduğunu çeşitli cümlelerle anlatmaya çalışayım:

QED;

  • elektrodinamiğin kuantum alanlarında nasıl işlediğini,
  • kuantum seviyesindeki parçacıklar arasındaki etkileşim ve parçacıkların başka parçacıklara dönüşme dinamiğini,
  • ışık ve madde arasındaki etkileşimi,
  • klasik EM’nın kuantum karşılığını
  • klasik ED’in kuantuar, bu nedenle de kuantum mekaniği prensipleri ile açıklanacağını
gösteren bir bilim dalıdır.

Yukarıdaki "meraklısına" girişten sonra sözleri gündeliğe çevirerek durumu anlatmaya başlayayım.

Einstein ışıktan pek bahseder (Özel Rölativite zaten bu konudadır), her şeyi ışığa bağlar ve sonunda çaktırmadan işi “evren ışık hızı kontrolundadır” demeye getirir. O zamanlar alkış sesleri yeri-göğü inletir.

(Oysa yepyeni bulgular -biz garip insanoğlu ve Dünya planeti canlıları becermesek de- bazı şeylerin bal gibi ışık hızını geçebildiğini ortaya koymuştur. Evrenin sınırında ışık hızını geçen bir hızda dağılması, quantum tunnelling, quantum entanglement benzeri gerçekler buna örnektir.)

Özel rölativite biraz cool’dur; masal evreninin yasaları ile uzlaşmamakta, kafasına göre takılmaktadır.

Eskinin gece geç saatlere dek çalışan uzun sakallı müneccimlerinin, ya da uzak diyarlara yalın kılıç akın tazeleyip oralardan sihirli iksirler getiren kahramanlarının modern versiyonları olan bilimciler gecelerini gündüzlerine katarlar ve QED’i keşfedeler. (1928de Dirac tarafından ilk kez ortaya atılmış, günümüzde 1948de Feynman tarafından geliştirilmiştir.)

Bilim adamları geçimsiz tiplerdir, kolayca anlaşamazlar (şaka ediyorum tabi ki, bilimin doğasında kuşku temeldir ve bu iyi ve doğru bir şeydir); ama iş QED’e gelince hepsi neşe içinde kol kola girip şampanya patlatacak kadar ortak görüştedirler…

QEDin keşfi bir bayram günüdür.

Feynman QED için The jewel of physics demektedir.

Peki, tamam; QED, elektrodinamiği kuantum alanına taşır, bayram yaptırır, mücevherdir, ama bize bundan nedir?

QED, iki dünya (Einstein’ın makrokozmosla ilgili teorilerinin dünyası ile kuantum mekaniğinin dünyası) arasında bir bağlantı olduğunu ortaya çıkartan (hem de kolay görsellerle gösteren) en “sıkı” kuantum branşıdır.

İki dünya dediğimiz dünyalardan mikrokozmos, bizim evreni (ve de dolayısı ile bizleri, her şeyi) meydana getiren diyar olduğuna göre asıl alem, yani asıl ülkemiz, bizi var eden mekandır. Kalbimiz durup kan pompalamaya son verince, makrodan ayrılır, kendimizi orada buluveririz. Aslında mikrokozmos, o yüce gerçekliğin giriş kapısıdır. (Söz konusu “derinlerdeki mikrokozmos”a hatalı ölüm fikirleri ile kıyılmış ataerkil bilinçler “ölüm ötesi” diyor olabilirler.)

Sözleri daha da açalım:

Biz cansızlar ve canlılar (sıkıcı/kısıtlı Dünya yaşamı bireyleri, makrokozmos cefakarları, yani kütleliler) elektrondan yapılıyız. Elektronlar (kim ne derse desin) ne olduğu tam anlaşılamayan ama “yük” (charge) adı takılmış bir şeyi taşıyan parçacıklardır. Bunları kaskatı zırhlı, onunla bununla çatışarak (ona-buna çarparak) var olan ve çatışmalardan sonuçlar yaratan zırh içindeki eski zaman savaşçılarına benzetelim.

Bir de bizim gibi bir bedende mahpus olmayan, mikrokozmos adlı masal dünyası perileri, yani bize göre spiritüalistlerin “bedensiz varlıklarının” bir türü olan kütlesizler vardır. Bunlara “kuvvet taşıyıcı temel parçacıklar” (bozonlar) denir. Eminim ki adını sıkça duyduğunuz foton, bu perilerin en ünlüsüdür.

QED; zırhlı savaşçıların (“yük” adlı gizemi taşıyan parçacıkların) perilerle, bedensiz varlıklarla (fotonlarla) sadece ilişkide (etkileşimde) olduğunu değil, nasıl ve ne tip ilişkilerde olduğunu ortaya koymuştur! Periler, çevreden geçmekte olan zırhlı şövalyeleri (kütleli elektronları) heyecanlandırmakta (fizik dilinde “eksite etmekte”), virtual photonlarla etkileşimler olmakta, böylece –bizim dünyadaki şövalye/nimf ilişkisine benzemeyen ;-)- bir dolu olay meydana getirmektedirler.

(Feynman, adı geçen etkileşimi sizin-benim bile kolayca anlayabileceğimiz basit ve şirin diyagramlarla anlatıvermeyi başarmıştır. Meraklısıysanız, web’de bu konu hakkında bir dolu yazı bulabilirsiniz.)

Fotonlar; gizemli dünya perilerinin göllerde yıkanan türleri olan “nimfler” gibidirler. Kişi biraz kendini zorlayınca görülebilirler, izlenebilirler. Asıl periler, gölün dibindeki şatolarda yaşamaktadırlar… kolay ele geçmezler. QED, sadece fotonların da değil, masal aleminin tüm diğer perilerinin; gluonlardan z-bozonlara dek, dalga fonksiyonundaki tüm parçacıkların zırhlılarla (kütlelilerle, madde ile) etkileşimde olduğunu göstermiştir.

Şimdi bir nefes alıp bu bilgilere önceki bölümlerde dokunduğumuz QM ve ETC’i de katalım:

  • Bilinç EM bir alandır ve bu nedenle bildik fizik olaylar onun üzerinde etkindir. (ETC)
  • Evren, bu EM alanlarımızla beynimizin içinde var edilmektedir. (QM)
  • “Diğer alem” olarak da adlandırılabilecek bizim evrenin atölyesi (mikrokozmos) ve bizim mekan (makrokozmos) etkileşim içindedir. (QED)
İşte bu teorileri az da olsa anlayabilen kişiler için son adım, bu bilgilere ezoterizm bilgilerini katmak olacaktır. Söz konusu sentez oluşturulabilirse beyinlerdeki “Reenkarnasyon diye bir şey mi olurmuş? Olmaz tabi ki, kafayı yemedim daha… Hıh!” kuşkusu giderek zayıflayacaktır.

O zaman gelin, son adımı atalım.


ANA SAYFA    |    Sorular    |    Astroloji    |    Kuantum    |    Ezoterizm    |    Filmlerimiz    |    İletişim

Dizayn: JANUS722.com    |    © 2015 -